Ağrı var arkadaşım!

Ağrı var arkadaşım!

01 Haziran

Bunlar hep dünyanın güneş çevresinde dönüyor olmasından kaynaklanan olaylar silsilesi. Buna o kadar eminim ki, bir su birikintisine taş atsam, taş suyun üstünde seke seke bir süre yol alır. Seke seke de alır, başka türlü de alır. Alırsa ekime kadar. Peki almazsa? Ona bir  şey diyemem ki. Aslında demek çok kolay. Demek ki her zaman kolay bir şey yapmazmış insanoğlu. Ya da ben yapmam, bilemiyorum. Bilsem de bir şey değişmez ki zaten. Umrumda değil çünkü. Eğer umrumda olsaydı, dünya bambaşka bir yer, adeta cennetten bir bahçe oluverirdi. Kır çiçekleri, kedi balıkları falan… Düşünsene, her sene, senede bilmem kaç gün balıklarla söyleşi yapıp alkışlıyorsun! Ne hoş olurdu! E ama her şeyin de bir bedeli var. Ama ihanetin en ağır. Bunu Rafet El Roman söylemiş, ben değil. Şarkıcıdır, söyler. Ziyanı yok. Durduk yere olay çıkarmayayım. Fazla üstüne gitmemek lazım, sanatçıdır; içine kapanır ölür mölür Allah korusun. Bu vesileyledir ki, pişmaniye yiyenler olabilir; afiyet bal şeker olsun, löp löp et olsun! Ciğerlere temiz hava çekerek haykırmak istiyorum artık. Dağlara haykırıp yankılarımı dinlemek istiyorum rum rum um m…. Sonra kahkahalara boğulup susmak, köylere gidip pusmak, çöllere gidip kusmak istiyorum. Her istediğimi elde edemem; o da acı, acı olduğu kadar da güzel bir gerçektir. Her şeye sahip olmak da iyi değildir. Peki avuntu mu? Tabii ki öyle. Daha neleri var arkadaşım? Öyle böyle değil. Martı mı dersin, kestane mi dersin; o hoo… Şamata, eğlence gırla gidiyor. Metalik renklerle dolu şemsiyelerden tut, at kılığına girmiş insanlara kadar hepsi sırılsıklam… Pantolonlara sıçrayan karpuz çekirdekleri de cabası! Heyecanla beklenen gerçekler gün yüzüne çıktığında ise o sesi duymak çok hüzün vericidir. O da kulağa göre değişir. Kepçe kulaklıysan benim gibi, hüzün yerini mutluluğa bırakıverir bir denizatının okyanuslardaki sevimli dansı gibi. Terlikle koşasın gelir yokuş aşağı o sıcacık toprak yollarda. Zevk alırsın yaşamaktan, hoplayıp zıplarsın. Düşene kadar kalkmazsın, kalkana kadar sürünürsün. Ve çıkmaz bir sokağa girdiğinde ise, iş işten geçmiş; buynuz kulağı geçmiş; fırında makanlar tükenmiş demektir artık. Acıyorum böylelerine, gerçekten acıyorum. Takatim kalmadı anlamaktan artık, yeter! Aslında yetmez. İnsan değil miyiz, doymaz gözümüz. Burnumuz doyar ama. Ben bir kere bir burun gördüm. Doymuş gibi görünüyordu. Olasılık var ama gerçek dışı konular da olabilir. Ucu açık laflarla kendini kandıran insanlardansan benim gibi, o zaman işte her şey bir tilkinin bıyıkları gibi gelir sana. İnsanı ürküten şey de budur. Gerçekten korkuyorum. Işıklar hep açık kalsın lütfen. Karanlık göründüğü gibi değildir. Işık yakmakla karanlıklar yenilmez. Bir yer karanlıksa, karanlıktır. Balçık işe yaramaz. Güneş sıvanmaz.

2 yorum

  1. yavuzhirsiz

    ilginç bir tarz olmuş, birikimli bir dil seziyorum. başka çalışmalarınıza ulaşabileceğimiz bir adresiniz varsa, veya buradan paylaşmak isterseniz seviniriz. selamlar.

Yorum yaz