Alternatif müziğin Mersin temsilci grup Aros söyleşisi

Alternatif müziğin Mersin temsilci grup Aros söyleşisi

28 Eylül

Alternatif müziğin Mersin temsilci grup Aros söyleşisi
Mersin’in alternatif müzik grubu Aros kimdir, nedir, bütün merak edilenler…
Onları Mersin sokaklarında ya da kenar mahallerinde rahatça fark edebilirsiniz, onlar içimizden biri, Mersin sol dinamiklerinden: Grup Aros… Onlar diktaya karşı kavga insanları; ellerinde tabanca yok. Gitar var, saz var, yan flüt, ritim aletleri var!. Korkusuzca haksızlıklara karşı haykırdıkları alternatif besteleri, doğaçlama söylevleri var. Grup Aros, Mersin’de toplumsal olayların içinde olan kendini halk konserlerinde halkın yanında olduğunu hemen hemen her etkinlikte ispat eden genç arkadaşlardan oluşuyor. Her grup elamanı bir kaç tane enstruman çalabiliyor, özünde sanat olan, özünde müzik olan nitelikli her etkinlikte, konserde görebiliriz grup Aros’u. Alternatif müzik grubu Aros’la çok keyifli bir söyleşi yaptık.

Grup Aros’u tanıtır mısınız?

Aros ismi bizim için herhangi bir şeyi ifade etmiyor aslında. Arvin’de bir yaylanın ismidir. Bu yaylanın bizim için önemi, uzun bir mesafe yolu kat edip orda bir etkinliğe katılmamız, çok sıcak çok samimice karşılanmamızdan kaynaklı. Aros ismini koymak istedik gruba. Grup Aros aslında bir beraberlik, sadece müzikal değil yaşam içinde de bir beraberliği ifade ediyor. Grup arkadaşlarımızla bir bütünü paylaşıyoruz. Bir yaşamı paylaşıyoruz, aynı politikayı paylaşıyoruz. Aynı barikatın önünde savaşmaya çalışıyoruz. Grup Aros, çok böyle sokaklardan gündelik alanlardan uzak bir grup değil. Yani hani sahnelere sıkışmış, onla da övünen bir grup değil. Sokaklara inebilen, eylemlerde, alanlarda insanlarla iç içe, insanın olabileceği her yerde biz de oluyoruz… Olacağız!

Grup elamanları nasıl bir araya geldi. Grup kurma fikri nasıl çıktı?

Aslında politik örgütlenme sürecimize de yakın bir dönemde ortaya çıktı. Mersin Demirtaş Mahallesi’nde bir etkinlik yapıyorduk. “Noel babanın girmediği mahallelere biz giriyoruz” adında bir oyuncak şenliği yapıyorduk. Demirtaş Mahallesi de hiç bilmediğimiz bir mahalleydi. Orası genelde Kürtlerin oturduğu bir mahalledir. Biz, Kürt değildik ama çok güzel bir kaynaşma oldu aramızda. Polis izin vermedi bizim etkinliği yapmamıza, bizde kaldırımda yaptık etkinliği. Çok garip bir şey oldu, elektrogitarlarla gitmiştik. Çocukların bizden beklediği çok başkaydı. Arada kaldık, garip bir 31 Aralık günüydü. Daha sonra etkinlikteki bütün arkadaşlarla beraber çalışmaya devam ettik. Kafalar uyuştuğu için biraz daha verimli hareket etmeye başladık. Bu da zaten kendiliğinden, grubun oluşmasına sebep oldu, bunu hissettik. Hiçbir zaman şunu demedik “Hadi grup kuralım”

Mersin’de toplumsal eylemlerin hemen hemen hepsinde görüyoruz sizi… Bunun nedeni nedir anlatır mısınız?

Şimdi hayata biz, doğrudan ideolojik ve politik bakıyoruz. Dolayısıyla biz, sadece müzik yapıyoruz demiyoruz! Hayatın her anında varız demek için müzik yapıyoruz. Bizim üretimimiz müzik ama biz aynı zamanda insanız ve biliyoruz ki sanat dediğiniz şey, özgürlüğe gereksinim duyar. Özgürlük yoksa sanat olmaz. Özgürlüğü yaratmak için de, mücadele etmemiz gerekiyor. Çünkü özgür olmadığımız bir dünyada yaşıyoruz ve bunun tokadını her gün hep beraber yiyoruz. Bu tokadı yememek için mücadele etmek gerektiğine inanıyoruz. Buna yönelik de eylemlerde bulunuyoruz genellikle.

Grup içinde müzik dışında başka uğraşları olanlarınız var mı?

Elbette var. Öğrenci olanlar var, çalışanlar var, inşaat teknikerliği yapan var, makale yazan var, bunun gibi değişik örnekler var.
Grupta kaç kişisiniz, çaldığınız entrumanla nelerdir?
Şu anda grupta yan flüt, gitar, keman, bateri, bas gitar, çalan arkadaşlarımız var. Grupta 5 kişiyiz şuan. Tabi bazen değişiyor. Duruma göre başka entrumanlar çalan arkadaşlarımız da bize eşlik ediyor. Örneğin, perdesiz gitar çalan, kaval çalan arkadaşlarımız var, bazen onlar da bizle birlikte oluyor, bize eşlik ediyorlar
Çalışmalarınızı nerde yapıyorsunuz?
Bazen sahilde, daha teknik bir çalışma varsa evde oluyor.

Sahne aldığınız bir mekân var mı?

Yasemin Cafe’de şuan üç arkadaşımız sahne alıyor. Keman, gitar, vokal olarak müzik yapıyorlar. Her akşam Yasemin Cafe’de saat 19.30’da müzik yapıyoruz!

Türkü bar ya da türkü cafe kültürü oluşmuş bir ülkede yaşıyoruz. Bu işletmelerin amacı nedir sizce?

Bar dediğimiz zaman aslında aklınıza ilk popüler müzik, ardından rok müzik gelir. Türkü bar biraz daha farklı aslında… Türkü barın mantığıysa, köyden kente gelmiş, getirdiği yastık altı birikimini burada harcayacak insanlardan para kazanmak için yaptığı bir iştir. Yani şöyle söyleyeyim; köyden kente gelmiş insanların; sırtından para kazanma gibi bir şey. Biraz da parasal kaynaklı bir kültürdür. Zaten yoz bir kültürdür, türkü bara giden herkes bunu görür. İnsanlar oralarda, sabah programındaymış gibi bir ağlatılır bir güldürülür. Boş ve serbest zamanı paraya dönüştürmek için oluştururlar bu kültürü

Genel anlamda Mersin müzik piyasanın durumu nedir. Sanat yapılıyor mu sizce?

Genel bir ifade kullanacak olursak, kötü olduğunu rahatlıkla söyleye bilirim. Ama daha açık konuşmak gerekirse, yani Mersin’de müzik dinleyen insanın bir seçiciliği olmadığı açık. Müzik yapılan mekânların da bir seçiciliği yok. Dolayısıyla bu iş tamamen kuralsız bir hale dönüşmüş ya da dönüştürülmüş durumda. Herkesin söylediğini tekrar edeceğim ama 3-5 akor bilen insanlar müzik yapıyor. Arabeskçiler çok rahat müzik yapıyorlar. Müzikte, nitelik kavramı başka bir tarafa bırakılmış, onun yerine daha popüler işler insanların önüne sunuluyor. Ya yalandan ya da gerçekten alkışlayarak eşlik ettiği, eğlenmiş gibi yaptığı, garip şizofrenimsi ortam yaratılıyor insanlara. Bu da sanata zarar veriyor. Sanat, adına hiç bir şey yok ama Mersin’deki müzik piyasası ya da camiası dediğimiz zaman, piyasanın zaten kendisi kötü bir kavram olduğu için aslında fazla bir şey söylemeye de gerek yok. Sanat yapılan bir işe piyasa dersek, kötüdür yani. Ama müzik camiasından bahsedersek, çok iyi müzisyenler var. Ben, 2003’de geldim buraya, çok iyi müzisyenler vardı, hatırlıyorum. Ama hepsi gittiler. Çünkü Mersin’de kendilerini ifade olanağı bulamadılar. Konser yapamıyorsan, sahne alamıyorsan gidiyorsun yani. Ya da sahne alıyorsan bir yerde adam sana diyor ki, Serdar Ortaç’tan çal ya da Tarkan’dan ya da, türkü bardaysan halay yok mu diyor sana. Bu da yoz bir kültür olduğunun aynası oluyor. Bunun gibi çok örnek var.

Bahsettiğiniz yozlaşmalara karşı yaptığınız çalışmalar oldu mu?

Bu yozlaşma kültürüne karşı çok belirgin bir kampanya ya da buna benzer bir şey yapmadık. Ama çok da o yozlaşmış sanat kültürünün içindede yer almadık açıkçası. Müzisyen örgütlülüğüne çok inanıyoruz. Bir müzisyen, bir yerde çalışıyorsa oraya gidip “Biz iş arıyoruz” demeyiz. Ya da, onun yerine işe çok daha az bir ücretle girmeyiz. Ayrıca yaptığımız iş de net. Biz ne yapmak istiyorsak onu yaparız yani. Kültürel yozlaşmaya karşı o devrimci sanatı ortaya çıkaracak geniş bir örgütleme olmadı henüz.

Yaptığınız müzik tarzı nedir kendinizi hangi müzik tarzına yakın görüyorsunuz?

Biz aslında çok deşik şeyler deniyoruz. Bir tarz sıkıntımız yok, hangi tarz hoşumuza giderse onu söylüyoruz. Bizim tarzımızı kabaca şöyle tarif edebilirim: Bir çerçeve var bizde, bu çerçevenin içini dolduruyoruz doğaçlama da var, nota da var, deneysel de var, tek ses de var, çok ses de var, batı müziği motifleri de var, Arap ezgileri de var. Aslında sınırsız bir çerçeve bu ama bu çerçeveyi çizmek zorundayız
Şarkılarınızda işlediğiniz konular nelerdir, bu anlamda beste yâda söz yazarken hangi kaynaklardan beşleniyorsunuz?
Kendi üretimlerimiz oluyor ama bazı şairlerin de şiirlerini kullandığımız oldu. Örnek verecek olursak şöyle: Hayyâmın bir dörtlüğünü besteledik, “geldik dünyaya” isimli bir şarkı oldu, onun dışında son olarak  ‘Barış için savaş’ şarkısında Cahit Irgat’ın bir şiirini besteledik. Bazen de ortak yazabiliyoruz. Üretim aşaması şöyle oluyor mesela, ben alıyorum kalemi bir söz yazıyorum tahtaya, sonra Soner geliyor o da bir şey yazıyor. Değiştiriyor ya da siliyor bir şeyleri. Öbürü geliyor o da bir şey ekliyor. Sonra ezgiyi oturtturmaya çalışıyoruz. O kısmını da beraber yaptığımız için çok daha iyi üretimler ortaya çıkıyor. Bireyselliği, hiçbir zaman savunmadık. Beraber o tahta üstünde düzeltmeler yaptığımız zaman, yazmalar, çizmeler ve üretimler o zaman daha güçlü oluyor.

Türkiye müzik camiasında yapılan çalışmalara genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Aslında çok kötü ve yoz bir ortam olduğunu tekrarlamak istiyorum, bu yozluk açıktır yani. Bunu da rahatlıkla söyleyebiliriz, alternatif üretimler daha nitelikli üretimler, piyasaya çıkamıyor, dinlenemiyor. Yâa da bunlar açığa çıktığı zaman Tophane’deki gibi etki yaratabiliyor. Alternatif müzik kendini ifade etme olanağı bulamıyor. Böyle olunca da merkeze kayma eğilimi ortaya çıkıyor,herkes merkezde yolunu buluyor. O da nedir, insanı, ideolojiyi hiçe sayan bir eğilim. Çünkü çok standart ezgiler var, hiç düşünülmeden ayaküstü yazılmış sözler var. Doğru söylemenin yerine, bol kandırmaca eğlence vs. İnsanları monotonlaştıran, yozlaştıran kafasını ütüleyen bir müzik ortamı var yani. Aynı zamanda bu yoz kültür, bir de görsellikle besleniyor, video kliplerle falan. Bu ortam insanlara hiç bir şey vermiyor, aksine alıyor. Bu ortamlar halka bir şey vaat etmiyor aksine alıyor. Bu işi özveriyle nitelikli yapan müzisyenler ortada kalıyor. Biz, alternatif müzik yapan müzisyenler kendi platformumuzu, kendi çerçevemizi oluşturmamız lazım!

Grup olarak hedeflediğiniz çizgi nedir anlatır mısınız?

Biz, bütün üretimlerimizi buradan Mersin’den başlayarak bütün ülkeye tanıtmak, duyurmak istiyoruz!. Kendini mücadeleye adamış güzel insanlarla beraber şarkılar söylemek istiyoruz. Daha fazla gezmek, daha fazla dolaşmak, daha fazla öğrenmek, öğretmek istiyoruz. Bu sistem içerisinde daha fazla gedikler yaratmak istiyoruz. Bunun için aslında yeteri kadar militanlaşamadık, mesela sokak yapamıyoruz yeteri kadar, mesela çarşıda pazarda çalıp söyleyemiyoruz. Bazen bir şarkıyla bir olayı provoke etmemiz gerekiyor, edemiyoruz. Bu gelişecek eminim, gün geçtikçe gelişecek!
Dinleyicileriniz çalışmalarınıza nasıl ulaşıyor. Albüm yaptınız mı yâda yapmayı düşünüyor musunuz?
Aslında bir çalışma yaptık. İsmine albüm de diyebiliriz herhalde, profesyonel bir stüdyoda olmadı bu albüm. Evimizde yaptık, teknik anlamda sıkıntılı ama 12 şarkımızı birleştirdiğimiz bir CD yapmış olduk. Adı “Geldik Dünyaya”, bir de bizim bir internet sitemiz var: www.gruparos.com oradan ulaşılabiliniyor, internete “Grup Aros” diye yazıldığında değişik birkaç paylaşım sitesinden şarkılara ulaşabilinir, dinleyebilir ve indirebilirsiniz. Ulaşım rahat aslında.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Biz bu üretimleri birileri istiyor diye yapmıyoruz. Biz, kendi gerçekliğimizi işlemeye çalışıyoruz aslolan da budur. Ama özellikle kendine, alternatif olarak gören kişiler var.  Bazı festival ya da etkinliklere bizi davet etmiyor, onlar da bizi biraz ağır buldukları için herhalde zora gelmiş gibi oluyorlar yada öyle davranıyorlar. Oldukça kötü bir sanatçıyı getiriyorlar, bizim içinde bulunduğumuz kitleye dinletmek istiyorlar ve dinlettiriyorlar da. Bu da umarım bizi soğutmaz yaptığımız işten. Biz kendimizi halk festivallerinde ifade etmek istiyoruz. Halk konserlerine çok büyük paralara sistem sanatçılarını davet ediliyor, bu da çok komik.

Ali Osman Abalı / www.mersinyasam.com 25 Eyl. 2010

Yorum yaz