BEYAZ PATİSKA

BEYAZ PATİSKA

13 Aralık

BEYAZ PATİSKA

“Al paranı,” dedi, siyah parmakları arasında uzatarak. Güneş yanığı yüzünde çevresi kızarık, matlaşan iki siyah boncuğu anımsatan gözlerine bakıyorum, gülümseyerek. Yumuşamıyor.

“Düşürdüğüm karpuzla, senin aldığın karpuzun parası,” diyor.

“Para istemez. Düşürdüğün karpuzun parasını da ödedim,” diyorum. İyice sokuldu, elini göğsüme doğru kaldırdı, kararlı bir sesle,

“Acıyacak, iyilik yapacak başka birini bul kendine,”

İnce kolundan tutmak için elimi uzattım, kolunu hızla geriye çekti. Elindeki poşet havalandı, gördüğüm beyaz patiska kumaşla irkildim. Bir sızı sardı tüm bedenimi.

Parayı üzerime attı, “O paragöz patronuna hırsız olmadığımı bir daha hatırlatırsan yeter,” deyip döndü, hızla yürüdü. Geçen gün düştüğü yere gidince dönüp, “Başıma geleni anladın mı,” dercesine baktı sonra başını önüne alıp devam etti.

***

Geçen hafta akşama doğruydu. Aldığı karpuzu tartıp, üzerine fiyat fişini yapıştırdım. Kasaya gitmek yerine karpuzun üzerine yapıştırdığım fişi okuyarak yola indi. Durmuş arkasından bakıyordum. Yanı başımda biten patron,

“Ne bakıp duruyorsun, gidip elinden alsana,” diye çıkıştı. İsteksizce yürüdüm. Ayak seslerimi duyunca hızlandı, sonra koşmaya başladı. Karpuzu değerli bir oyuncak gibi kucağına gömmüştü. Hızlandıkça ayakları birbirine sürtmeye, ince vücudu kalçalarından ayrılırcasına sallanmaya başladı. Ayaklarımı açtım. İnler gibi soluk alışlarını artık duyuyordum. Üstüne yapışan mavi gömleğinin yakasından tam tutacağım sırada yüzükoyun yere kapaklandı. Allahtan göğsünün altında karpuz vardı. Parçalanan karpuzun içinde, yumurtanın kabuğundan sıyrılmaya çalışan civciv gibi çırpınıp durdu. Tam davranmıştı ki gömleğine sıkıca yapıştım. Karşıma alıp baktım. Yüzü, gözü karpuz suyuna batmıştı. Elinin tersiyle gözlerini ovuşturdu, yüzünü sildi. Tanımıştım. Mahallenin bir ucunda kalan Senem kadının oğluydu. Epey zaman önce el ele alışverişe geldikleri olurdu.

Elimden kurtulmak için çırpındı. Sıkıca kollarına yapıştım,

“Hadi patrona hesap vermeye,” dedim.

“Beni onun karşısına götürme abi.  Hırsız değilim ben,” diye yalvarmaya başladı. İki eliyle bileklerime yapıştı, ayaklarını yere çiviledi.

“Yapma abi, karpuzun fiyatını biliyorum. Aylığımı alır almaz parayı getireceğim,”

“Zorluk çıkarma, bunu baştan, adam gibi söyleseydin ya,”

“Kendim için değil abi, annem için… Çok hasta. Karpuz karpuz diye tutturdu durdu.”

“Hele şu bacaksıza da bak. Aklınca beni kandıracak.”

“Yok abi. İki gözüm aksın annem…”

Bileğime asılı, kollarından sıkıca tutup patrona doğru sürükledim. Çocuk ikimizin arasında titreyerek, ben hırsız değilim diye sızlanıyor. Duymazdan gelen patron,

“Kimin nesi bu kılıksız,” dedi.

“ Mahallenin öte ucunda kimi kimsesi olmayan Senem kadının oğlu.”

“Zaten hırsızlar, ipsiz sapsızlar da hep böyle ailelerden çıkar. Bunu doğruca evine götür, yaptığını anlat. Karpuzun parasını almadan da dönme.”

Kolundan çekiştirerek yola düştük. Sızlanarak,

“Abi bizi tanıyormuşsun. Bu güne kadar hırsızlık yaptığımı gördün mü, duydun mu? Ama annemin canı karpuz çekmiş. Aylık almama da daha on gün var.”

“Annen mi çalmanı söyledi.”

Durdu, siyah gözlerini sövgü gibi yüzüme dikerek,

“Anlamıyor musun hasta hasta. Canı karpuz çekmiş.”

“Hele yürü bakalım,” diyorum.

Daracık, kaldırımsız sokaklara giriyoruz. Ağır bir koku var. Güneşte el çekmiş buralarda.

Dış kapı açıktı. Merdivenlerden aşağı indik. Paslı demir kapının önünde durduk. Ceplerini karıştırdı, anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. Yoğun bir nem ve küf kokusu yüzüme vuruyor. Öksürmeye başladım. “Ayakkabılarını çıkarma abi,” diyor.

Halılar ayakkabılarıma yapışıyor. Odanın içinde üzeri çaput yığını kanepeyi gösteriyor. Çaput yığını kıpırdıyor, dile geliyor.

“Oh ne güzel koktu,”

Çocuk ıslak gözlerini, gözlerinle gör, dercesine yüzüme dikiyor. Çaputun içindeki ses yine mırıldanıyor,

“Beyaz tabağa dilimle. İki de çatal. Birlikte…” Çocuğun küçücük yüzü buruşuyor. Elime vurarak,

“Şimdi anladın mı, inandın mı?”

Kadın üzerindeki çaputları kenara itti. İncecik kollarını ileri uzattı. Beyaz saçları, ince yüzü, sivri çenesi ortaya çıktı,

“Çok şükür yarabbi,” diye inledi.

Çocuk yargılar gibi bana bakıyor.

Gözlerim nemlendi, yavaş bir sesle,

“Sen anneni oyala hemen alıp geliyorum,” deyip öksürerek çıkıyorum. Kadının zor duyulur, “Orada biri mi var,” sesi arkamdan geliyor. Bir solukta en yakındaki bakkaldan karpuzu alıp dönüyorum.

Uzattığı eline önce para tutuşturdum. Elimi itti, karpuz poşetine sarıldı. Kucağında altın kesesi varmış sevinciyle döndü.

* * *

Annesini merak ediyorum. Sağlık durumunu sormak için seslenmek istiyorum. Poşetin içindeki beyaz patiska bezini düşünüp vazgeçiyorum.

Yorum yaz