Dört Mevsim İlkbahar

Dört Mevsim İlkbahar

11 Ekim

Dört Mevsim İlkbahar, benim ilk kitabım. Bencekitap Yayınlarından çıktı. Asıl olarak bu dosya 2003 yılında Nazilli Cezaevinde yazıldı. 90′lı yılların sonları, ve “milenyum” diye sahte umutlar yaratılarak beklenen 200′li yıllar hapishanelerde direnişlerle, Ölüm Oruçları ve katliamlarla geçti. Bu şiirler bu atmosferin içinde yazıldı. Direnmek için beden ve beyinden başka birşeye sahip olmayan, koğuşlarında diri diri yakılan, Ölüm Oruçlarında dirhem dirhem eriyerek hayatlarını feda eden kadın devrimcilere adandı. Sema Yüce’den, Canan ve Zehra’ya, Nergis Gülmez’den Lale Çolak’a, Sevgi Erdoğan’dan Sibel’e uzanan ve giderek toplumun belleğinden silinmek istenen bir direniş silsilesine tanık oldu bu topraklar. Henüz toplumun belleği ve yüreği diyebileceğimiz sanat ve onun çeşitli dallarında ürünler veren sanatçılar o yılların ve o direnişlerin estetik algısına ulaşamadı, yeterince yüzleşemedi bu gerçeklikle, bazı çabaları saymazsak. Bu toplum ve bu devrimcilik, bu şairlik ve sanatçılık onları unuttukça tükenecektir! Onları unuttukça kendi tarihinden geçmişinden, bilincinden soyutlanacaktır! Dört Mevsim İlkbahar şiir adına mütevazi bir karşı duruş olma iddiasında! 19 Aralık katliamının ve onun doğurdu sancıların, acıların daha çok taze olduğu bilinci ile imgeye sarıldık!

Ahd oldu ki, ah alınmak gerekti

Öşre batmış üryanın

Vakti geçti ilim ile tefekkürün

Ol şerdir celle celal deyip Zülfükara davrandım

Bedreddin’den bu yan ahvalim budur benim.

Kırmızı perçemleri yoktu rahvan atların

Çalınmıştı arşın mavi katları, çözülmüştü

Reng-u reng kuşağı, zehr-u haramdı sular.

Bebelerin ıngaları dişlenmişti

Kurumuştu sütlü memeleri anaçların.

Ne soluk ne ter

Ne hayat ne mahşer

Rahmine süngü geçmiş yardı ayan beyan yalnız.

Ab-ı hayat taşıdı da sakalar süstük dibden dibe.

Gece olanda kına yaktık ayamıza, bezendik.

Yıldız ile balkıdı al al alnımız

Toy ettik haps-u zindan içinde

Zava olduk, bukê olduk doğdu doğacak günde.

Deniz Faruk Zeren

2 yorum

  1. idris yigit

    Merhaba Deniz arkadaş. Öncelikle böyle bir çalışma için seni kutlamak isterim. Evet edebiyat alanında bu ve buna benzer direnişleri taşımalıyız. Sizin de bu alanda bir kitap üretmeniz sevindirici. Yalnız eleştiriyle başlayayım. Eleştirim altını çizdiğim şu cümleler: “Henüz toplumun belleği ve yüreği diyebileceğimiz sanat ve onun çeşitli dallarında ürünler veren sanatçılar o yılların ve o direnişlerin estetik algısına ulaşamadı, yeterince yüzleşemedi bu gerçeklikle, bazı çabaları saymazsak. Bu toplum ve bu devrimcilik, bu şairlik ve sanatçılık onları unuttukça tükenecektir! Onları unuttukça kendi tarihinden geçmişinden, bilincinden soyutlanacaktır!”Öncelikle ‘o yılların ve o direnişlerin estetik algısına ulaşamadı… başlayan cümle. Aslında bu alanda kimi mütevazi çabalar var. Ama en önemlisi ise yazın alanına taşınmasa dahi, her direnişte olduğu gibi, bu direnişlerde toplumların belleğinden silinip atılamaz. Yeri ve zamanı geldiği zaman bu direnişler toplumların mücadelesinde güç kaynakları olarak yerlirini alacak ve değişik yönleriyle yeniden yeniden işlenecektir.  Sizin şiiri en kısa zamanda okumak isterim. Ama şiirinize ilişkin ise şunu söyleyeyim. Ne bu ya! divan şiiri mi yazıyorsun. Hangi çağda ve toplumdan geliyorsun. Üstelik metaryalist biri olara. Kulandığın sözcükler anlaşılır ve açık seçik olmalı. Dil oldukça önemlidir. Bu şiirde ise sanırım daha çok önemlidir. Örneğin şu sözcükleri bugün şiire taşımanın ne anlamı var:Ahd, örşe, üryan, rahvan, renkg-u ile başlayan cümle,ilim, tefekkürün, şerdir celle, celal, ahvalim, toy ettik haps-u, zava, buke… şimdi bu kadar anlaşılmaz, türkçe olmayan sözcüklerle böyle anlamlı bir direnişi nasıl anlatacaksın söyler misin? Üstelik önümüzde yalın dille yazılmış bir çok örnek toplumsal şiir varken. Şimdilik bu kadar. Gerisini şiir kitabına ulaşınca yazacağım. başarılar.

  2. deniz faruk zeren

    merhaba idris arkadaş. ilgin ve eleştirin için çok teşekkür ediyorum. emeğine sağlık. eleştirdiğin hususlara ilişkin bir şey belirtmeyeceğim. dikkate almadığımdan değil, kesinlikle, daha uygun bir yer ve zamanda sen de kitabın tamamını okuduktan sonra daha güzel bir tartışma yürütürüz diye düşündüğümden. mail ve msn adresim şu; mimustaki@hotmail.com görüşmeyi umut ediyorum. saygı ve selamlarımla;deniz faruk zeren.

Yorum yaz