EYLÜL'E GAZEL

EYLÜL'E GAZEL

14 Eylül

Yıldızlı bir gece. Karanlığın sessizliğini bozan dalgalar, onların çarptığı kayalıklar. Bir de sahilde yaktığım bu ateş, yanındaki ucuz şarap…Tüm bunlara tanıklık eden zaman… eylül…
Özlemlerin kıyısına oturmuş yaramaz bir çocuk gibi; hem de gün kararmadan giden kuşlara el sallamış bir çocuk.

Bu çocuk muydu, genzimi yakan, boğazımı düğümleyen, gözlerimi ıslatan? Yoksa bu çocukla birlikte beni terkedişin miydi?

Sahi kaç eylül geçti ardından..
Yitirilmiş eylüller, yitirilmiş zaman..
Bilmem hangi kişi zamirine sormalı seni, hangi zaman kipinde aramalı?
Geçmişe mi dönmeli, şimdiye mi bakmalı yoksa gelecek(sizlik)lere mi sarılmalı?

Neden eylül?

Neden herşeyin bırakıp gittiği bu (lanet) ayda terkettin beni?
Oysa inanmıştım sana, sımsıkı sarılmıştım bedenine…
Bir mektuptu bıraktığın, “gidiyorum ben” diyen.
Bir mektup, bir muhtıra gibi okunmuştu ellerimde. Gidişin bir darbeydi bende. Kelepçelenen sadece ellerim değildi. Yüreğimdi işkenceye maruz kalan…
Bir eylül gününde… bir sabah… bir mektup…
Yitirilmiş zaman…
Sahi kaç eylül geçti ardından? İzleri hala üzerimde…
Oysa demiştin sen bana. Hem de bangır bangır, bağıra bağıra…
“Daha da sıkı sarıl, artık birşeyler yap bu karanlığın üzerine”
Sen söylüyordun, ben susuyordum,..
Neyi beklediğimi bilmeden, bekliyordum…

Oysa demiştin sen bana….

Her gün bir umut vuruluyordu kalbinin tam ortasında. Ve daha da kötüsüne hazırlanmıştı namlular, eylülün karanlığında…Oysa ben, seni yaşamanın değil, seni düşlemenin sarhoş avuntusundaydım…
(Belki de bu yüzdendi, tüm çığlığına rağmen hazırlıksız yakalanmam.)

O gece, o sabah, o eylül…

Bir muhtıra gibi okundu zaman. Yakıldı sana dair yazılmış kitaplar, şiirler, mektuplar…
Sana dokunan sımsıcak eller, kelepçelendiler soğuk zindan duvarlarına.
O gece, o sabah, o eylül, katledildiler…

Oysa sen demiştin bana.

Sahi kaç eylül geçti ardından? İzleri hala üzerimde… Hala karanlık ortalık, hala ıslak mendilim, gözyaşımla…

Şimdi , (belki de yapabileceğim tek şeyi yapıyorum) onlara anlatıyorum seni..

Öyle pür dikkat dinliyorlar ki,
Küçücük gözleriyle senin hayalini içiyorlar dudaklarımdan.
Hayır, birçoğunun yaptığı gibi umutsuzca değil, umutla anlatıyorum.
İnsanca yaşanacak güneşli güzel günleri…
Fakat yetmez, yetmemeli…
Fabrikalarda solumalıyım seni, sokaklarda solumalıyım,
Yok sayılan bir halkın dağlarında solumalıyım,
Kalem tutan ellerde…
Solumalıyım ki yine gelesin, yine sımsıkı sarasın düşleri,
Yine titretesin zalimi…
Sahi kaç eylül geçti ardından, kaç yitik zaman?
Ve,
Neden Eylül?
Neden herşeyin bırakıp gittiği bu (lanet) ay da terkettin beni?
Şimdi aylardan yine eylül.
Renkler kaybolmuş tek tek… Koyu,kopkoyu bir sarı boyuyor zamanı.
Seni bekliyor bu deniz, bu gökyüzü, bu evler ve henüz yaşanmamış günler.

BERKANT ÖRKÜN

4 yorum

  1. zezegum

    Çok umutsuz ama…Oysa yaprağı döken eylül, yaprağı açan eylül.

  2. berkant

    umutsuz mu?.. nazım ustada aynı imgeyi mavi gözlü dev şiirinde kullanmıştı. o da yakınmıştı,aynı imgenin yanlış anlaşılmasından, demek ki becerememişim…

  3. ‘yapraklar’ diyerek ölür ya cyrano, roxane’ın işlediği gergefin üstüne yapraklar düşerken, muhtemel eylüldür… sadece bir kurgu mudur bilmiyorum senin ki ama ben geçen eylül de terk edildim… Bonus oldu bu yazıyı okumak benim hüznüme şimdi:)) Haha, mesele imgeden ziyade yani sırf eylül imgesinden ziyade geri kalanında da bol bol umutsuzluk var cümlelerde evet kurgu olarak onun dışına çıkmak istemişdin son da özellikle ama neyse çok daha önemlisi… misal mektup bırakıp gittin demişsin oysa ki bilmem farkında mısın pek bir mektup yazan kalmadı ha gerçekten mektup bırakıp giden biri varsa gerçekten onun peşinden koş ve kaırma derim ama sanırım zaten bunu bir imge olarak almışsın ama okuyucu gördüğünü algılıyor sanıyorum buna dikkat etmek ve şu anki insanlara hitap edip onların öykülerini yazıyorsak misal cep telefonumuza mesaj gelebilir, msn de engellenebiliriz vs (bence) ‘zalim’ gibi sözlerde çokca eski toplumsal gerçekci yazınların dilini andırıyor bilemiycem ama bunların üstünde biraz düşünmek gerek bence Berkant, kime hitap ettiğimizi kimle dans ettiğimiz açıkca biraz daha gözden geçirmeliyiz, kültür sanat dünyasının biz sosyalistlerin en büyük sorunlarından biri bu sanırım… üretttiğin için çok seviniyor ve heycanla takip ediyorum seni ama birkaç kçük değinme de yapmak istedim, umarım kusuruma bakmazsın:))

  4. berkant

    yorumun için çok teşekkür ederim kle. kusura bakma demişsin, ne kusuru, bizim eleştirilere ihtiyacımız var. ama nasıl desem ben burda bambaşka bir şeyi anlatmak istemiştim. 80 darbesinden önceki kitlelerin hayalindeki sosyalizm imgesini, bu imgenin kitlelerin düşlerinden silinmesinin umutsuzluğunu, ama herşeye rağmen hala direnen insanların onun için çalıştığını, çünkü ona sonsuza kadar inandığını anlatmak istemiştim. yani , anlattıklarım her ne kadar bir sevgili imgesine benzese de bir sevgiliden öte şeylerdi. daha önceki yorumum da da söylediğim gibi eğer bu anlaşılmamışsa, ben anlatamamışım, başaramamışım demektir.  yılmak yok, denemelere devam dostlar.. sağlıcakla kalın…

Yorum yaz