Faşizm 'aşk şarkıları söyledim' deme mecburiyetidir

Faşizm 'aşk şarkıları söyledim' deme mecburiyetidir

27 Temmuz

Selamlar üretiyorum ahalisi,

Tartışmalara çok fazla katılamadan, bugün rast geldiğim  şahane bir yazıyı aktarıyorum size.

Caz Festivali’nde Aynur’un Kürtçe şarkı söylemesiyle  sahneden indirilmesi meselesine biraz farklı bir açıdan,  Aynur’un ve Aynur’u savunanların argümanlarını  eleştiren bir açıdan yaklaşıyor. Yazının tamamı http://azadalik.wordpress.com/2011/07/26/ahmet-kaya-caz-festivali%E2%80%99nde-sahneden-indirildi/ adresinden okunabilir. Ben girizgâh olarak aradan bazı bölümler vereyim:

“ Olayın bir başka şaşırtıcı yanı ise medyada, Aynur’a gelen bu tepkinin caz dinleyicileri tarafından verilmiş olmasının şaşkınlığıydı. Bu hareket caz dinleyicisi olan üst-sınıf beyazlara yakıştırılamıyordu. Hem elit hem caz severdiler. Bu yüzden medyada iki kere kınandılar. Burada hem bir tersinden ayrımcılık söylemi hem de bir tarih bilgisi eksikliği söz konusu. Caz severlerin tamamına sabit ve bu durumda üstün bir özellik atfetmek bir ilişkilendirme yoluyla onurlandırma (honor by association) örneğidir. Bu iyi gibi görünen tutum bir yanıyla zaten bir mantıkta ilişkilendirme hatasıdır ve ırkçı ayrımcı düşüncenin de temelinde olan ilişkilendirme yoluyla suçlamanın (guilt by association) tam tersidir ve en az onun kadar tehlikelidir. Zira pozitif ya da negatif “bütün X grubu şöyledir” türünden bir özcülük içinden düşünmeye şartlanmış kitleye, işler rayından çıktığında X grubunun hepsine birden yapılması gerekenlerin meşrulaştırılması, muktedirler için çok daha kolaydır. Tarih ezberciliğine gelince, caz, Batı Afrika ritmik ve melodik geleneklerini Avrupalı enstrümanlara taşımış siyahların müziği olarak doğmuş olsa da, doğuşundan bu yana gerek Amerika’da, daha çok da ikinci büyük piyasa olan Avrupa’da toplumsal anlamı değişmiş, bir anlamda sınıf atlamış bir müzik türüdür. Tıpkı bir sokak sanatı olarak doğan tiyatro gibi, hatta ondan daha fazla yüksek sanata transfer olmuştur. Dinleyicilerinin çoğunu belli bir zümre ve sınıfa ait insanlar oluşturduğu için, ırkçılığın ve linç girişiminin özellikle bu zümre tarafından yapılması medyada garip karşılanmışsa da özellikle Türkiye’nin öznel şartlarında bu davranış istisna değil, aksine olağandır.”

*

“Aynur belki konserin şokunu atlatamamıştır veya haliyle ürkmüş olabileceği için böyle demiştir diye düşünürken ertesi gün Pınar Öğünç’e verdiği röportajla birlikte mevzu elbirliğiyle “Kürtçe aşk şarkısına tahammül yok mu”ya dönüştürüldü. Kardeş Türküler gurubu üyesi Vedat Yıldırım da dahil olmak üzere pek çok ünlü Aynur’un caz festivali programını “ama onlar aşk şarkısıydı” gibi bir argümanla savunmaya başladı. Bu durum bize “abi ben valla antilopum” demek zorunda bırakılmış bir filin konu olduğu seksenlerde popüler olan bir işkence fıkrasını hatırlatıyor ve bu tutum ne yazık ki bir dilde şarkı söyleme ve ifade özgürlüğünü kısıtlamayı tersinden meşrulaştırıyor.

Soruyu şöyle soralım: peki Aynur aşk şarkısı söylemiyor olsa yuhalanması meşru muydu? Yapılan açıklamalar olayı Kürtçe’nin ve onun özgürlük kazanma tarihine içkin zaman zaman şiddet de içermiş serüveninin yuhalanmasından çıkarıp Aynur ve aşk şarkıları eksenine kaydırdığı için tek meşru olanın bu olduğu sonucunu çıkarıyoruz. İKSV seyircisi için Kürtçe, sadece aşk şarkılarıyla meşrulaştırılıyor ve bu meşrulaştırma eşitsizliğe uğrayanın kendisi tarafından yapılıyor. O halde bunu yapanlar ve Aynur’un orada uğradığı saldırıyı “ama onlar aşk şarkısıydı” ekseninde ele alanlar örneğin bu çeşit bir savla Ahmet Kaya’yı nasıl savunacaklar sahiden merak ediyoruz. Hal böyle olunca, Ahmet Kaya’nın 2011 yılında aynı şartlar altında bir İKSV konserinde yer alabileceğini tahayyül edemiyoruz.

Kürtçe’de söylenebilecek şarkı konularının kısıtlanmasını tersinden meşrulaştıran bu mantık başka bir nedenle daha sorunlu. Eşitsizliğe uğrayan, uğradığı eşitsizliği kabul ettiği ve sanki bir suç işlemiş gibi savunmaya geçip bu şekilde meşrulaştırdığı anda, bu eşitsizliği hiçbir şekilde kabul etmeyecek olanın da muktedir tarafından radikalize edilecek olmasına dolaylı olarak zemin hazırlıyor. Aynur’un uğradığı saldırıyı, saldırıya uğrayanın kendisi dahil “ama onlar aşk şarkısıydı” diye savunmanın siyasi karşılığı, aşk şarkısı söylemeyen, protest şarkı söyleyen Kürtler’in bu davranışa müstahak olduğu oluyor. Nasıl ki bir romancının ifade özgürlüğünü “onlar benim değil karakterlerin düşünceleri” diye savunması abesle iştigaldiyse, bir dilin özgürlük haklarının kısıtlanmasına karşı “ama onlar aşk şarkısıydı” savıyla savunmaya geçmek o derece abesle iştigaldir.”

*

“Aynur sonradan Kürtçe’de salt aşk şarkıları söyleyen bir sanatçı olmaya karar vermiş olabilir. Ancak yine de hem kendisinin hem de “aşk şarkısı” söyleminin arkasına saklanan, yahut bu sava mesafesiz, hiç eleştirmeden olduğu gibi yayımlamış Türkiye vatandaşı bütün gazeteci, yazar çizer ve aydınların, 2011 yılında Ahmet Kaya’nın bir caz festivalinde aynı günlerde sahne alıp alamayacağı meselesini ve aldığı takdirde sahneye minder ve pet şişe atıldığında durumu nasıl kurtaracaklarını belli ki bir daha ve daha ciddi düşünmeleri gerekiyor. Tartışmanın zeminini aşk şarkılarına kaydırıp bu sayede meşruiyet arayanlar ve protest şarkıların yuhalanma ihtimaline tersinden meşruiyet veren bu söylem, ayrımcılığın mağdurları tarafından da bilinçsizce sıradanlaştırıldığı bu günlerde bize Roland Barthes’ın Leçon’undan alıp kendisinden izinsiz güncele uyarladığımız şu vecizesini hatırlatıyor. Faşizm susma değil, ben aşk şarkıları söyledim deme mecburiyetidir.

Yorum yaz