Geleceğin değerlerini üretmek (lodossever)

Geleceğin değerlerini üretmek (lodossever)

08 Şubat

Ocak 2009

Elimizde, henüz ilk ilmekleri işlenmiş, yünü karman çorman, bol renkli, ne olacağı belli nasıl olacağı ise tam belli olmayan, ama estetik bir nesneye evrileceğinden emin olduğumuz bir örgü var. ‘Üreti-Yorum’ denen bu örgüyü işlemek hem heyecan verici, hem gerilim yaratıcı bir zanaat. Kimi zaman biraz hazır bilgi-biraz el yordamıyla elimizin alıştığı ve hızla geliştirmeye başladığımız bir örgü bu, kimi zaman da yetemez/yetişememezlik duygusuyla durakladığımız; işin güzelliğinden etkilenip, işin zorluğundan irkildiğimiz… Küçük ilmeklere, ayrıntılara takılıp kalmakla, büyük eserin hayali içinde kaybolmak arasında gidip geldiğimiz…

Üreti-Yorum’u örgüye benzetiyorsak, yukarıda kullandığımız küçük metaforların yardımcılığından kaynaklanıyor bu. Örgü deyince yaşlı kadınların ‘uğraş’ edinerek vakit geçirdikleri, ‘boşlukları dolduran’ bir işi anlıyorsak, ilk işimiz bütün algımızı tepe taklak etmek olsun: Yapmak için yola çıktığımız işi buluşturabileceğimiz en geniş tanımla buluşturmalıyız, bugüne kadar onlarca farklı tanım üretmiş ve üretecek olsak da: Üreti-Yorum bir kültür hareketi olmalı. Bu anlamda boşluk doldurmak bir yana, belki de bizzat kendisi yaşamda en ‘boşluk bırakmayan’ yaratımız olacak…

İşimiz ezbere tanımları tekrarlamak değil elbette, yavaş yavaş aşmaya başladığımız ciddi bir eşiği dillendirelim yalnızca: Kültür algılayışımız gelişiyor; onu gözle görülür/elle tutulur sanat eserlerinden ibaret görmeyen; ideoloji, yaşama ve algılama biçimleri, toplumsal gösterge ve simgelerin birliği temelinde daha kapsayıcı bir kültür algılayışına geçiyoruz. Bunun bir kanıtı; Üreti-Yorum serüveni içinde, kimi zaman arızalı tanımlasak da kolektivizm tartışmasının bu denli gündem olmasıdır. Demek ki ilişki kuruş biçimlerinin öneminin ayırdındayız, o halde bu konudaki avantajımızı genele yayalım. Birkaç nokta atışı yapmaya çalışarak:

Kültür ürünlerinin ve onların gelişmiş bir parçası olan sanat faaliyetlerinin ‘kendinde’ işler olarak algılamadığımızı, onları toplumsal/sınıfsal bakış açımızın kumuyla kardığımızı söylüyoruz sıkça. Bugün ürünlerimizde bu bağlamlılığı biçimli/biçimsiz, öyle ya da böyle kurabildiğimizi söyleyebiliriz. Ama yeteri kadar dert edinmediğimiz ve buluşmakta zorlandığımız bir hedefe arkamıza dönmemize yol açmamalı bu: Olumlu anlamda ‘kendinde’ hedefleri ve güzergahı olan kültür/sanat üreticileri olmak. Burada kastedilen kendi ekiplerini, ilişkilerini vs. oluşturmak gibi salt örgütsel, ya da şu festivali düzenlemek, bu kampanyayı eylemek gibi salt organizasyonel hedeflendirmeler değil. Total toplumsal hedeflerimizle bağdaşan, ama aşamacı/yararcı darlığı yararak kültürel/sanatsal hedef ve idealler oluşturmak ve izlerinden yürümek… Sanatın ‘kendi içinde’ de hedefleri olduğunu unutmamalı.

Burjuva kültürü her anlamda genişliyor, yayılıyor. Elitist kültür sanat anlayışı ve bunun karşıtı olarak şekillenen halkçı/geleneksel kültür, çok daha kapsayıcı bir kitle kültürüne bırakıyor yerini. ‘Ayrıcalıklı sanatçı’, klasik burjuva anlamda ‘özgür sanat’ıyla beraber tarihe karışıp sıradan meta üreticilsine dönüşmeye başladı. Aynı şekilde ‘yerelliği’ keşfeden postmodernizm, ‘halk kültürü’ denilen birikimlere olan yabancılığı kırdı, onları en biçimsel şekilleriyle ele alıp, kitleselleştirdi, dahası globalleştirdi. Aynı şekilde ‘muhalif’liği keşfetti, bugünkü içi boşalmış anlamıyla ‘aykırılık’ burjuva sanatının has ‘biçim’lerinden biri haline geldi. Teknik gelişmelerin bilinçli yönlendirilmesiyle, sanal, interaktif ve gerçek kültür ortamlarında etkileşime açık alanlar çoğalıyor. Bu sayede, geniş kitlelerin burjuva sanatının ’seyircisi’ olması durumu, onu yeniden üreten bir ‘sözde özne’ olmasıyla değişiyor: Artık muhatabımız ‘Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum’ diyen kişilik sayılmaz.

Özneleşme önemli bir sorunumuz olageldi bizim de. Kaba bir katılımcılık anlayışı kolay kolay kıramadığımız şu koşullarda, burjuva kültürün ‘haydi gel bizimle ol’undan çok farklı bir yol izlemiyoruz. Bizi ayırtgan kılacak olan, meta tapınmacılığna bağlanan, kendi dilinden konuşmayan, yabancılaşmanın doruk noktası olmuş bir özneleşmenin yerine; ihtiyaçlar temelinde, çok yönlü, parçadan yapılan çalışmaların ve ürünlerin diğerleriyle bağıntısının kurulabildiği ve geliştirici bir özneliktir. Bizim özneleşmemiz farkındalık ve yetkinlik temelinde olmalıdır. Özcesi, bizim için kolektivizm ‘ne olursa olsun; birlikte yapmak’ değildir. Böylesi biçimsel bir özneleşme burjuva kültürünün bir yanılsaması. Yetkinleşmeyi hem kişilerin özneleşmesnin, hem de Üreti-Yorum’un özneleşmesinin değişmez bir parçası olarak özümsememiz gerekiyor.

Yaptığımız hangi işlere Üreti-Yorum adını vermekteyiz? Bu kıstası ne belirlemektedir ve ne belirlemelidir? Birbirinden çok farklı toplumsal alanlarda (okul, mahalle, fabrika), farklı kimliklerle (öğrenci, sanatçı, işçi), çok çeşitli sosyalleşme kanalları (sanat dalları, tartışma, spor vs.) yakalayabiliyoruz. Burada ne ‘üretme’ eylemini amaçlaştırabiliriz, ne ‘ilişki geliştirme’yi, ne ‘politikleştirme’yi, ne de ‘uzmanlaşma’yı… Saydıklarımızın hepsi gözetilesi ve birbirine bağlanan yönelimler olmakla beraber, Üreti-Yorum’un temel ölçütü olmaya en değer şey, yetkin bir kültür/değer üretim merkezi olmaktır diyebiliriz.

İçinde taşıdığı en kof, en yabancılaştırıcı iletilere rağmen burjuva kültürü egemenliğli nasıl arttırarak sürdürmektedir? Her gün yeni bir biçimle, yaşamnda giderek daha az boşluk (zamansal, mekansal vs.) bırakarak kitlelerin karşısına çıkarak… Görsel, işitsel, enformasyonel, simgesel vs. çeşitli varyantlarla kültür yeniden üretilir ve bunlar içlerinden yeni yeni biçimler peydah olurken; biz klişeleşmiş bir imgenin yerine yenisini koyamıyorsak, kulağımıza yabancı gelen ezgilere hala daha önyargılıysak, kullandığımız sözcüklerin toplamı ufak bir cep sözlüğünü dolduramayacak kadarsa, ve en önemlisi bütün bunların birbirleri arasındaki ve yaşamla/mücadelemizle arasında olan bağını kuramıyorsak, o zaman Üreti-Yorum’la daha yapacağımız çok iş var demektir.

Artık daha az boşluk var dedik. Otobüs beklediğimiz durağın bile bir ‘meta kulübesi’ne dönüştüğünü farkediyoruz bazen. İleti bombardımanı, yoğun ve hızlı yaşanan kültürel ortamlar, algı/bilinçleri de kendine göre şekillendirip hızlı ve yüzeysel çalışan bir akıl yaratıyor. Bu durum, kapitalizm eseri tasvip edemeyeceğimiz bir defo olmakla beraber, üretimlerimizin göz önüne alması gereken toplumsal bir gerçeklik de aynı zamanda. Bugün kültür faaliyetlerimizi neredeyse bir ‘kaçış’ olmaya sürükleyen klasik ‘etkinlikçilik, dinleticilik, söyleşicilik’ işlerinin alternatifi spontan, simülatif, ‘yerinde’ etkinlikler konusunda belli nüveler verdik de. (sokakta etkinlik çağrısı, drama çalışmaları, kamptaki ‘ekmek’ şakası vs.) ‘Yaşatma’nın ‘anlatma’dan daha yetkin bir araç olduğunu yeni keşfediyoruz. ‘Doğrudan’ araçları kullanabilen bir yönelimle, ufkumuzda ‘durak süsleyen’ bir Üreti-Yorum olmalı örneğin!..

Bunun yanında, ihmal etmeyi bir kenara bırakalım, üreteceği, dahası yeni olanaklarla eski ürünlerin de üzerine çıkartacağı ‘büyük anlatılar’dan da sorumludur Üreti-Yorum. Çeşitli araçların ve disiplinlerin seferber edildiği, çoklu bağlamların iç içe geçirildiği üretimler… Bu tip işlerimizde yetkineşmenin ve uzun vadeli hedeflerin adresi olan atölye çalışmaları önem kazanıyor.

Bu gibi ağırlığı olan nitelik yoğun işlerde de, ‘yaşatma’nın önemi büyüktür. Unutmayalım, sanat düşüncelerden çok duygulara hitap eder. ‘Olan’ı anlatır, ‘olması gereken’e ulaşmak karşıdakinin işidir. Sözgelimi; ‘faşizm’i ele alan bir eser, içerik-biçim ilişkisini doğru kurmuşsa, gerekli yetkinliğe ulaşmışsa, ‘anti-faşizm’i betimlemek zorunda değildir. Aynı şekilde, üretim süreci; faşizmin ‘politik’ bir tahlilinden ziyade, ‘korku, baskı, direnme’ gibi duyguların tahliline ihtiyaç duyar. Üreti-Yorum da, sanatsal duyarlılığını geliştirdikçe, tümevarımcılığın ve didaktizmin sınırlarını hızla aşacak…

Var olmanın kanıtı değer üretmektir. Eski, yeni, yoz, ileri, bireysel, kolektif; ama her toplum gibi günümüz kapitalist toplumu da bir değerler denizi… Devrimci kültürün ‘değer savunma’ya sıkıştığı bir dönemde Üreti-Yorum‘un varoluş nedeni de bu olmalı: Geçmişe ait değerlerin arkeolojisini yapmak, bugünün değerlerini doğru yerine oturtmak ve hepsinden önemlisi geleceğe ait değerler üretmek… Bugüne kadar yaptığımız organizasyonlar, çıkardığımız ürünler, Üreti-Yorum’un kendisi üzerine ettiğimiz her kelam, bu yolda açtığımız kanallardır. Bu kanallar yeni yeni değerlerle beslendikçe, ancak o zaman yaşamın kendisi olduğumuzu iddia edebileceğiz. Yalnızca mücadele edenler olduğumuzu değil, yaşamın ta kendisi olduğumuzu…

Yorum yaz