Sakıncalı bir iş: Tiyatro (tiyatrocu)

Sakıncalı bir iş: Tiyatro (tiyatrocu)

07 Şubat

27 Şubat 2008

Biz Duvar Sahnesi oyuncuları olarak 2004′den bu yana Muğla’da tiyatroyu yaşatmayı çalışıyoruz. Bizce sanat toplumdaki tüm karanlıkların üzerine cesaretle gidebilmeli, toplumun bütün çürümüşlüklerinin üzerine inatla gidip onları değiştirip dönüştürebilmelidir.

Daha önce de vurguladığımız gibi biz duvarımızı bütün bu karanlığın ve çürümüşlüğün önüne örmeye çalıştık. Bu amaçla geçen sene Yatağan ve aslında tüm dünya halkı için önemli olan termik santralin yaydığı zehrin acı sonuçlarını aktarmaya çalıştık. “Kara Örtü” isimli oyunumuzu Yatağan sokaklarında sergilerken gördük ki aynı gün düzenlenen panelden daha çok kişiye kahvehanelerde, pazaryerinde ve caddelerde ulaşabildik.

Panele konuşmacı olarak katılan akademisyenlerden biri bizi bu oyun için tebrik ederken aynı akademisyenin daha önce üniversite içinde oynadığımız savaş karşıtı oyunda geçen Goran Bregoviç’in Ederlezi şarkısından sonra ‘oyunda neden Kürtçe parça söylediniz? (!)’ diyerek bize tepki göstermesi ise tamamen bir çelişkiydi.

Sokaktaydık çünkü insanların içindeydik. Sohbet ettik onlarla, dertlerini dinledik. Tabi ki insanların içinde onlarla buluşarak seslerine ses olmak bazı kesimlerin de istemeyeceği bir şeydi. Muğla’da tiyatro sadece salonlarda belli bir kesimin izlediği sanat dalına dönüşmüştü. Biz de tiyatroyu her kesime ulaştırabilmek için ‘her zaman her yerde tiyatro’ görüşünden hareketle her fırsatta açtık perdelerimizi sokaklarda. Sanat kişilerin kendilerini özgürce ifade etme yollarından sadece bir tanesidir ve bu özgürlüğün hiçbir şekilde ya da koşulda kısıtlanmaması gerekir. Biz tiyatrocuyuz, oyuncuyuz, tiyatro yapıyoruz kimden niçin izin alıyoruz? Kim bizim oyunlarımızı hangi kriterlere göre değerlendirip, denetleyebilir? Denetleniyoruz. Denetlenmekle de kalmıyoruz aynı zamanda fiziksel ve simgesel şiddette de maruz kalıyoruz. Bu durum aslında hem biz tiyatro oyuncularını hem de bizi izlemeye gelen seyircilerimizi de etkiliyor ve baskı altına alıyor. Oyunlarımızı ellerinde silahlar ve kalkanlar, yüzlerinde gaz maskeleri olanların yarattığı korku çemberinde oynamak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla bu durum seyircimizin de bu korku çemberinden payını almasına neden oluyor. Tiyatroyu fildişi kulelerden çıkartıp halkın ayağına götürmeyi şiar edinen bizlerden seyircilerde uzaklaşmaya başlıyor böylece.

Geçen sene 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde Muğla’nın çeşitli yerlerinde oyunlarımızı sergileyip tiyatrolar gününü insanların içinde, ait olduğu yerde kutlamayı istedik ama onlara göre bizim yaptığımız iş o kadar sakıncalıydı ki etkinliğimize ancak şehrin dışındaki bir parkta izin verebildiler(!)

Yine geçen sene 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde “Kadın Olmak” isimli oyunumuzu ve zamanında kitap yakan darbecilerin Muğla Üniversitesi Kütüphanesine kitap bağışlamasına karşılık “Darbe” isimli oyunlarımızı yine aynı korku çemberi içerisinde meydanlarda sergiledik. Bütün bunların sonucunda Üniversite Yönetimi tarafından ‘Siyasi içerikli oyun oynamak’, ‘adliye binasından Sınırsızlık Meydanı’na yürüyerek gitmek’, ‘Üniversiteyi eleştiren basın açıklamasına katılmak’, ‘ideolojik halay çekmek’ ve hatta orada olmadığımız halde okulda düzenlenen Nevruz kutlamalarına katılmak gibi suçlamalardan soruşturmalara maruz kaldık.

Yine bu senenin başında bir kafeyi basan ve içerde bulunan herkesi gözaltına alan emniyet mensupları gözaltına aldıkları kişiler üzerinde fiziksel şiddet uygulamış Duvar Sahnesi oyuncusu olan arkadaşımızın kafasına copla vurarak ‘tiyatro yapmak neymiş gördün mü?’, ‘bir daha tiyatro yapacak mısın?’ diyerek tehdit etmişti.

Ve en son 14 Şubat 2008 Perşembe günü Hrant Dink anısına onun son yazısından alıntılarla bir oyun hazırladık ve Sınırsızlık Meydanı’nda oynamak istedik fakat meydan tiyatro izleyicisinden çok dört bir yanımızı sarmış 100′e yakın polisle doluydu. “Oyun oynamak için izin almanız gerekir, oynarsanız suç işlemiş olursunuz, siz bilirsiniz, derhal işlem başlatırız, tutuklanırsınız” diyerek engel oldular.

Bütün bu fiziksel ya da simgesel saldırıların yanı sıra birçok imkansızlıkla da baş etmek zorunda kalıyoruz. Çalışmalarımızı tiyatroya yakışan bir şekilde yapabileceğimiz, oyunlarımızı sergileyebileceğimiz salonlar bulmakta güçlük çekiyoruz. Bütün bu imkansızlıklar içinde köy çocuklarına oyun götürmeye çalışıyoruz, bütün bu olumsuzluklara oyunlarımız ve seyircilerimizden aldığımız güçle, çocukların gözlerindeki parıltılarla ve sevinç çığlıklarıyla karşı çıkmaya çalışıyoruz ve diyoruz ki; “Her zaman her yerde ve özgürce tiyatro“.

Yorum yaz