Serbest zaman ne kadar 'serbest'?

Serbest zaman ne kadar 'serbest'?

07 Şubat

Eskiden, diyelim ki 20-30 yıl öncesinde çalışma dışı zamana, gündelik dilde ‘boş zaman’ denirdi. Bu, artıdeğer üretilmeyen zaman dilimini ‘hiç bir şey yapılmayan, boş ve değersiz avarelik zamanı’ sayan burjuva ideolojisinin bir kavramlaştırmasıydı. O dönemlerde çalışma dışı zaman ve emekgücünün yeniden üretimi süreçleri (sağlık, eğitim, dinlenme, eğlence, kişisel gelişim vd.) bugünkü kadar metalaşmamıştı ve böylesine dev çaplı bir kapitalist sanayiye dönüşmemişti. Medya, populer kültür, eğlence, spor sanayisi, tüketim histerisi böylesine yaygınlaşmış ve çeşitlenmiş değildi. ‘Boş zaman’ın değerlendirilmesinde, geleneksel kültür halen ağırlıklı bir yer taşıyordu; bazı maddi, toplumsal, kültürel ihtiyaçların doğrudan karşılanması, mahalli yaşam, komşuluk ilişkileri, amatör ve metalaşmamış uğraşlar.Daha önemlisi bu ‘boş zaman’ (çalışma en azından kamu sektörü ve büyük işyerlerinde günde 8-9 saat, haftada 5-5,5 gün ile sınırlanmıştı) bizzat sınıf mücadelesi ve sosyalizmin kazanımlarının bir ürünüydü ve değerlendirilmesi de, bunların etkisini taşıyordu: Sol sendikal ve siyasal faaliyetler, okumalar, tartışmalar, toplantı ve eylemler, kültür-sanat uğraşları.

Günümüzde iki yönlü bir değişim söz konusudur: Bir yandan çalışma süreleri her türlü sınırın ötesinde artma eğilimi göstermektedir.Diğer yandan serbest zaman hiçbir alternatif etkinlik ve uğraşa boşluk bırakmamaya çalışan dev çaplı bir kapitalist sanayi ve ‘av sahası’ haline gelmektedir. Kapitalizm üstyapıdaki geleneksel kültür ve yaşam tarzını hızla tasfiye ettiği gibi, sınıfsal güç dengelerin gerilemesi de üstyapıdaki ve günlük yaşamdaki sol kültür ve değerleri büyük ölçüde zayıflatmıştır.

Değişime çarpıcı bir örnek verecek olursak, eskiden ilkokul ve liselerdeki ‘serbest etüd’lerde öğrencilere, çok sınırlı ve güdük biçimlerde de olsa, ‘birlikte ders çalışma, kişisel el becerilerini geliştirme’ gibi şeyler öğretilirdi. Bunlar, o dönemki işgücü eğitiminin ve yeniden üretiminin bir parçasıydı. Günümüzde ise kapitalizm ‘serbest zaman yönetimi’ni başlıbaşına bir ‘bilimsel yönetim disiplini’ haline getirmiştir. ‘Serbest etüdler’de öğrencilere artık, popüler tüketim kültürü, bireyci-tüketimci arzu ve hırsların pompalanması, turizm, moda, alışveriş, gibi şeyler öğretilmektedir.

Kapitalizmin ‘zaman harcama’ sanayisi

Medya, eğlence sektörü, turizm, tematik tüketim parkları, dev alışveriş merkezleri, rekreasyon (kişisel bakım), spor, moda, müzik, sinema, marka, bilgisayar-internet ve diğer teknolojik oyuncaklar, kumar oyunları, kitle festival ve şenlikleri, alkol ve uyuşturucu.Bunların her biri günümüzde, kendi içinde de çeşitlenen ve farklı ‘tüketici grupları’na göre basamaklandırılan dev birer kapitalist (artıdeğer üretimi ve kitle tüketimi) sektör haline gelmiştir. İkincisi, kapitalizm böylelikle kitlelerin ‘serbest zaman’ına daha doğrudan nüfuz etmekte, denetim altına alıp sermaye çıkarları temelinde yönlendirmektedir. Üçüncüsü, bu sektörler yalnızca sermayeye yeni birikim kanalları açmakla kalmamakta, aynı zamanda bir neoliberal yaşam tarzını ve ideolojiyi, bizzat kitlelerin günlük yaşamı içinden üretmekte ve şekillendirmektedir. Toplamda, kapitalizmin ‘serbest zaman’ sanayileri, kapitalizmin ekonomik-toplumsal ve ideo-kültürel yeniden üretimini gerçekleştirmekte ve kitlelerin gündelik yaşamını da buna uyarlamaktadır. Başka bir ifadeyle, kitlelerin gündelik yaşamı da bu temelde yeniden organize edilmekte ve yönlendirilmektedir.

Kapitalizm, daha önceki evrelerinin bir ürünü olan, ‘kamusal yaşam-özel yaşam’ arasındaki ayrımı da büyük ölçüde silikleştirmektedir. ‘Kamusal alan’ topyekün özelleştirilirken, ‘özel yaşam’ da eskiden ‘mahrem ve tabu’ sayılan derinliklerine kadar piyasalaştırılmaktadır. Muazzam ölçekte genişleyen ve çeşitlenen metalar dünyası, ev ve aile yaşam ve ilişkilerine, bireylerin iç dünyasına daha derinlemesine nüfuz etmektedir. Kitlelerin sınıfsal ihtiyaçları, özlemleri, ilişkileri yerine, metalaşmış duygu, düşünce, düş, ‘sosyal-kültürel etkinlik’ paketçikleri ikame etmeye çalışmaktadır. Kapitalist bilinç-kültür sanayisi, sosyo-ekonomik ücretli kölelik/bağımlılık ilişkilerini yeniden üretmekte ve günlük yaşam içinde derinleştirmektedir. Artıdeğer sömürüsünün büsbütün vahşileşmesi ve yoksullaşma, kitleleri daralan ‘serbest zamanlarında’ televizyona, kapitalizmin ‘ucuz’ popüler kültür, spor, kumar oyunu satışlarına tutsak etmekte, daha katmerlileşen bağımlık ilişkileri yaratmaktadır. Örneğin çoğu emekçi, ‘serbest zamanını’ TV program ve dizilerine, futbol maçlarına göre ayarlamaktadır (eskiden yalnızca pazar günleri oynanan futbol karşılaşmalarının 3 güne yayılması da sistemin kitlelerin ‘serbest zamanını’ yönetme de yeni bir adımıdır).

Böylece insanlar serbest zamanlarını yöneteceklerine, daha derinlemesine metalaşan ve kapitalize olan ‘serbest zaman’ onları yönetmektedir! Tıpkı önceleri lüks sayılan ürünlerin üretim maliyetlerinin düşmesiyle zorunlu tüketim malı haline gelmesi (buzdolabı, çamaşır makinesi, cep telefonu vb.) gibi, puriten iş etiğine göre ‘boş ve zararlı’ sayılan eğlence, haz, arzu, hırs, haset, hedonizm, prestij ve statü imajları, adrenalin, güzellik, gevşeme, deşarj olma, avuntu, oyalanma, alıklaşma, yaşamın gerçekliğinden kaçış, zorunlu tüketim mal ve hizmetleri haline gelmektedir.

‘Serbest zamanın’ kullanımında paradigmatik değişim

Kapitalizm öncesi toplumsal sistemler, verili ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı olduğundan, ihtiyaç fazlası üretim lüzumsuz görülürdü, bu yüzden oldukça durağan yapıdaydı. Kapitalizmin ayırdedici bir özelliği ise, durmaksızın yeni ihtiyaçlar yaratıp bunları kara tahvil ettiği dinamik yapısıdır. Toplumsal emek üretkenliğinin yükselişi, daha önce üretken ve karlı sayılmayan hizmet, kültür, eğlence, spor ve diğer pek çok alanı, asıl olarak da emekgücünün yeniden üretim alanını çok daha dolaysız ve kapsamlı olarak piyasalaştırma ve sermayeleştirme olanağı yaratmıştır. Üretkenlik artışı, piyasanın genişlemesinin ve çeşitlenmesinin, her düzeydeki tüketim manyaklığının arkasındaki asıl dinamiktir. Kapitalist üretim sürecindeki vahşi sömürü, zorbalık, robotlaşma; kentsel yığılma, her düzeyde derinleşen yabancılaşma, kitlelerin yalnızca fizyolojik değil toplumsal, kültürel, psikolojik yeniden üretim/canlanma ihtiyaçlarını olağanüstü büyütmüş, çeşitlendirmiştir. Kapitalizmin, kitlelerin ‘serbest zamanını’, emekgücünü kapitalizm için yeniden üretmenin ötesinde, kapitalist sistemi bir bütün olarak yeniden üretmeye bağlayan ‘tahakküm zamanı’ haline getiren dev çaplı zaman harcama sanayi, kabaca bu sosyo-ekonomik temelde ve kitlelerin büyüyen toplumsal-kültürel-manevi-bireysel yeniden üretim ihtiyaçlarının istismarı ve manipülasyonuyla beslenmektedir.

Kitlelerin ‘serbest zaman’ kullanım biçimleri ve gündelik yaşamı da bu çerçevede önemli ölçüde değişmektedir. Eskiden serbest zaman, kapitalizmin zorunlu çalışma ilişkilerinden ve standartlarından göreli bir ‘özerklik’ taşıyabildiği gibi, daha etkinleştirici ve geliştirici biçimlere de sahip olabiliyordu. Günümüzde ise kapitalizmin, serbest zamanı da zorunlu çalışma zamanının rasyonalitesine bağlamakta ve kitleleri ‘serbest zamanları’ içinde de edilginleştirmekte ve gelişmekten alıkoymaktadır. Serbest zaman, eskiden sahip olduğu ‘kafa dinleme’, ‘kaçma’, ‘kendisi olma’, ‘rahatlama ve doğallık’ gibi alt içeriklerini bile yitirmekte, kışkırtılmış arzular ve yapay heyecanlar, lüks ve gösteriş imgeleri, korkunç bir yozlaşma, savurganlık, rekabetçilik, yarışmacılık, fanatizm, neon lambaları ve cazibe tuzakları, tüketim ayinleri, paket sosyallik-kültürellik karikatürleri vb. vb. ile kapitalist tecavüz ve bilinç ayartıcılığı bombardımanı altında tutulmaktadır. Toplumsal-kültürel yeniden üretim de bu çerçevede, giderek daha fazla, promosyon, ‘sosyal-ambalajcılık’, meta-marka tanıtımı alanı haline gelmektedir.

Yeni kültür, eğlence vb. metalarının arka planında Türkiye için yeni sayılabilecek genişleyen bir ‘beyaz yakalı’ işgücü kategorisi de vardır. Bunlar finans, emlak, hukuk, müzik, gösteri, eğitim, sağlık, spor, bilim, ticaret, tasarım, enfermasyon, turizm, piyasa araştırması, hizmet, belediye, medya, reklam gibi sektörlerde, orta ve alt kademelerde çalışanlardır. Yeni kültür-eğlence metalarının hem üreticisi hem de başlıca tüketicisi konumundadırlar. Emperyalist ülkelerdeki bu tür trendleri yakından takip etmekte ve Türkiye koşullarına uyarlama işlevini yerine getirmektedirler. Genişleyen bu kategori bir yandan kapitalizm altındaki çalışma koşullarından ve ‘yaratıcılık ve insiyatiflerinin’ sınırlandırılarak piyasa gereklerine indirgenmesinden, tüm o parıltı ve çeşitlilik görünümü altındaki tekdüzelik ve yabancılaşmadan hoşnutsuzdurlar, diğer yandan ise neoliberal kültür ve yaşam tarzının kitleler içinde başlıca üreticisi ve yayıcısıdırlar.

Serbest zaman ve kullanımı için mücadele bir bütündür

Bu yüzden devrimci sınıf mücadelesi ve örgütçülüğünde, fabrikalar ve işyerleri temel olmaya devam etmekle birlikte, bunu kitlelerin günlük yaşamı içerisindeki mücadele ve örgütçülükle birleştirmek önem kazanmaktadır. Bu yüzden çalışma saatlerin kısaltılması için mücadele temel ve ilkesel olmaya devam etmek ve yakıcılaşmakla birlikte, bunu serbest zamanın kapitalist ilişkilerden bağımsız ve tam karşıt kullanımı mücadelesiyle birleştirmek önem kazanmaktır.

‘Kapitalizm geniş kitleler için bir yoksunluklar sistemidir.’ Doğru, ancak kaba biçimiyle değil. Kapitalizm gözalıcı bir biçimsellik ve çeşitlilik görünümüyle herkese bir şeyler sunmaktadır. Tabii, kitlelerin gerçek sınıfsal ihtiyaçlarına, özlemlerine ve çok yönlü-bütünsel gelişimlerine göre filan değil! Fakat bunları da istismar ve manipule etmeyi, meta fetişizmine bağlayıp deforme etmeyi iyi bilmektedir. (Örneğin ‘stres’ kavramı üzerinden sözde bilimsel bir manipülasyonla devasa bir ‘stres karşıtı’ sanayi geliştirilmiştir. Tabii ‘stres’ kavramının, sömürülme, baskılanma, rekabet, gelecek korkusu, bu sistemde sürekli yıkım tehdidi altında bulunma gibi, gerçek toplumsal içeriğinden boşaltılıp, basitçe bir iş, trafik, şehir yaşamı stresine indirgeyerek.)

Standart tatilden sıkılan orta sınıflara, doğa turizmi, kültür-tarih turizmi, festival turizmi, fuhuş turizmi, ondan da sıkılan olursa, ‘doğa ile içiçe felsefe-sanat takviyeli’ tatil paketçikleri.Kentsel yabancılaşmadan bezenlere kiralık bahçe tarımı olanağı ve eğitimi veren işletmeler. Uluslararasılaşan kültür sanat festivalleri, kongre ve sempozyumlar. Çocuklar için oyun parkı, büyükler için lokanta, cafe, kültür sanat merkezleri ve gösterimleri ile iç içe geçirilen büyük alışveriş merkezleri.Aqua-parklar.. Ankara’da yapılacak olan Walt-Disney ‘eğlence’ parkı. ‘Kişisel bakım, fitnes, güzellik’ sektörü.Giderek çeşitlendirilen kültürel, sportif, vb her türlü seyirlik.Formula-1 yarışları, Rock’n Cock festivalleri, alınlarında Sabancı damgasıyla Picasso, Rodin sergileri. ‘Eğlence ve her türlü rezillik ve çılgınlık serbest’ sektörü.Emekçi kitleler için ise, bunlardan bazılarının ucuz taklidleri, tv, popüler kültür ve spor tüketiciliği, ‘halk festivalleri, konserleri’, belediye etkinleri, Ramazan, Mevlid, Kandil gösterileri, kadın lokalleri, türbanlı kadınların sabah yürüyüş ve sporları.

Bunun özellikle emekçi kitleler açısından, Roma İmparatorluğu’nun yoksulları zaptetmek için zorbalığın yanı sıra ‘sirk ve ekmek’ stratejisinin, son derece zenginleşmiş, çeşitlenmiş, kapitalistleşmiş biçimi olduğu söylenebilir. Önemli bir fark da ‘sirkin ve gladyatör seyirliğinin’ günümüz açısından her türlü magazin, gösteri ve festivalin tüm yaşama yayılması ve gündelik yaşama da içselleştirilmesidir.

Bu ‘gösterilerin’ ulaştığı kapsama bir kaç örnek vermek gerekirse: Sabancı’nın Picasso ve Rodin sergilerini, 100′er bin kişi gezmiştir. Cevahir alışveriş merkezinin açılışına 100 bin kişi katılmıştır. Haliç’teki Redbull’un sponsorluğundaki ‘tayyare’ gösterisine tam 1 milyon kişi yığılmıştır.

Bu mücadele nasıl yürütülmeli?

Hemen Nazizmin ardından pop kültür ve medyanın gelişimiyle birlikte, üstyapının ve günlük yaşamın daha derinlemesine bir kapitalist egemenlik altına girmesi sorunuyla karşı karşıya kalan Batılı aydınlar, bunun ekonomik-toplumsal temelini ve çelişkilerini gözardı ederek karamsarlığa kapılmışlardır. Sorunu, Hegelci-idealist biçimde ele aldıkları ‘yabancılaşma’ sorununa indirgemişler, toplumsal gerçekliğin yalnızca bir yanına denk düşen ‘kültür endüstrisi’, ‘bilinç endüstrisi’, ‘gösteri/şov toplumu’ gibi kavramlaştırmalarla kapitalizmden bir çıkış kalmadığı vehmine kapılmışlardır.

Marksizm ise sorunu, kapitalist meta üretim ve ilişkilerinin genişlemesinde ve derinleşmesinde görür. Kitlelerin gündelik yaşamındaki ve serbest zamanındaki ‘yabancılaşmanın’, daha bilimsel bir ifadeyle meta fetişizminin, ideo-kültürel bağımlılık ilişkilerinin derinleşmesi bunun bir sonucudur. Ancak diğer taraftan bu, toplumsal emek üretkenliğinin yükselmesinin, üretim ve emeğin daha ileri düzeyde toplumsallaşmasının, toplumsal yaşam alanlarının tümü arasındaki iç içe geçme ve bütünleşmenin bir ifadesidir. Örneğin kültür ve her türlü toplumsal-kültürel etkinlik metalaştığı gibi, her türlü meta da ancak toplumsal-kültürel ambalajlara ve imgelere sarılarak satılabilmektedir! Yanı sıra bu, çalışma zamanının daha ileri ve karmaşık biçimlerde toplumsallaşması paralelinde, serbest zamanın da, dar ailevi, sınırlı arkadaş-komşu çevreleri, mahalli ve yerel darlıktan sıyrılıp, kapitalizm koşullarında sınırlı ve çarpık biçimlerde de olsa, toplumsallaşmasının bir göstergesidir. Bu kapitalizmin özsel çelişkisinin toplumsal yaşamın tüm alanlarını keserek, birbirine doğrudan bağlayıp bütünleyerek yoğunlaşması ve keskinleşmesi anlamına gelir.

Kapitalizmin durmaksızın yeni ihtiyaçlar yaratma zorunluluğu ile kitlelerin en temel ihtiyaçlarını bile bastırma ve dışlama zorunluluğu keskinleşen bir çelişkidir. Kapitalizmin sermaye birikimin sürdürebilmek için durmaksızın yenilenen ve çeşitlenen ihtiyaçlar yaratma zorunluluğu, gerçekte yeni ve daha yüksek bir toplumsal sistemin, komünizmin habercisidir: Üretimin ‘ihtiyaç karşılama’ ile sınırlı olmadığı, toplumun ve her bireyinin tüm temel ihtiyaçlarının en yüksek düzeyde karşılanmış olduğunu, üretimin gerçek motivasyonunun sınırsızca yeni ihtiyaçlar yaratmak ve tüm toplum ile her bireyinin çok yönlü yeteneklerini sınırsızca geliştirmek olduğu bir toplum.Kapitalizm ise durmaksızın yeni ihtiyaçlar yaratmak zorunda olduğu kadar bunları karlılık ve piyasa gerekliliğiyle sınırlamakla kalmaz, bu ihtiyaçların karşılanmasında kitleleri etkinleştirmek yerine edilgenleştirir, çok yönlü yetenekleri geliştirmek yerine köreltir. Tüm bunlar başlıbaşına bir sınıfsal gerginlik konusu haline gelir: Her türlü arzu, özenti, gösterişin kışkırtılması ile, karşılanmasının karlılık ve piyasaya bağlı olması.Bu asıl vuruş ekseni olmalıdır.

Bu kapitalist sektörün etkisinin, yalnızca kaba teşhirlerle, hele ki en fazla arada bir bir-iki dizinin, filmin, romanın vb. teşhiriyle kırılamayacağını bilmek gerekir. Ne kadar içini boşaltma, manipülasyon ve çarpıtma olursa olsun, kitleler açısından şu veya bu ihtiyacına teğet geçmeyen hiçbir şey zemin bulmaz. Bu sektörün, tüm o albenisi altındaki kapitalizmin çürümesini ve çürütücülüğünü de yeniden ürettiği ve derinleştirdiğini; ‘serbest zaman’ı da tıpkı üretim sürecindeki sömürü ve bağımlılık temelinde ‘sömürgeleştirdiğini’, somut olarak teşhir etmek gerekir. Kitleleri buna vantuz gibi çeken, büyüyen, çeşitlenen, farklılaşan yoksunluklarının, bağımlılık ilişkilerinin, ihtiyaç ve özlemlerinin ne olduğunu, aynı zaman da günlük yaşamlarının içinden somut olarak bilmek ve kapitalizmin asla yanıt veremeyeceği gibi bastırmak ve unutturmak, umutsuzlaştırmak için her şeyi yaptığı gerçek sınıfsal ihtiyaç, özlem ve isteklerine, her düzeyde örgütlenme, mücadele ve bilinçlenme kanalları açabilmek gerekir. Kapitalizmin sağladığı biçimsel cazibe ve çeşitlilik karşısında, devrimci proleter faaliyet ve ürünlerin biçiminde de yetkinleşme gözetilmeli, daha önemlisi, birbirini bütünleyici çok yönlü faaliyet çeşitliliği ve dinamizmi sağlanmalıdır. Siyasal-sendikal faaliyetleri bütünleyecek ve günlük yaşamın içine de taşıyacak toplumsal-kültürel faaliyetlere de özel bir önem vermeli, tüm faaliyetlerde kitlelerin algılayış biçimlerine ve yaşam tarzlarına da dikkat edilmeli, asıl bu mücadele içinde dönüştürülebilmelidir.

Asıl sorun, komünist faaliyeti kitlelerin dar yoksunluk ve ihtiyaçlarının karşılanması mücadelesi ile sınırlandırmamak, kitlelerde yeni devrimci ihtiyaçların ve özlemlerin yaratılması, çok yönlü mücadele yeteneğinin geliştirilmesidir.

Yorum yaz