Stalin'i Savunmak Hakkında Kısa Notlar- Giriş

Stalin'i Savunmak Hakkında Kısa Notlar- Giriş

18 Eylül

Kişiler hakkında konuşmak her zaman saçmadır, fakat bazen diğerlerine göre, olduğundan daha az saçmadır. Mesela Atatürk dediğimizde anladığımız şey tam olarak tek bir kişi olamıyor ya da Sokrates dediğimizde bazıları haklı olarak Platon’u anlayabiliyor. Demek bazı kişiler üzerlerinde konuşmaya değer oluyorlar. Önemli olan bu insan’ın her şeyden bağımsız bir varlık olmadığının bilincinde olmak. Stalin’i Savunmak ya da Stalin’i Anlamak gibi isimlendirmeleri belki bu yüzden itici buluyorum. Stalin’i neden savunalım ya da neden anlayalım? Savunacağımız şey Stalin mi olmalıdır? Diyelim ki onu anladık. Anladığımız şey tam anlamıyla O mu olacaktır yoksa birçok başka şey de beraberinde gelecek midir? İsimlendirmelerin önemi yok denebilir. Eğer basit bir konunun basit bir tahlilinden bahsediyor olsaydık evet… Fakat durum öyle değil.
Kolay bir şeyden bahsetmiyoruz. Buhranlı, karmaşık bir dönem. Herkes tahlilinin hayatî önem taşıdığını biliyor. Öyleyse kişisel duygulanımlardan sıyrılmalı, kişileri salt kendilikleriyle değil de dönemleri ile ele almalı. Mesela bir şeyleri, birilerini savunacağız diye marksist tutumdan vazgeçmemeli. Öyleyse arınalım ve 22 sayfalık metnimiz ışığında Stalin hakkında konuşmaya başlayalım.

Çocukken belirli isimler duyarsınız ve o isimlerin sizde çağrıştırdığı şeyler olur. Stalin’in bana iyi şeyler çağrıştırdığını söyleyemeyeceğim. Önce bu çağrışım üzerinden gitmek istiyorum. Atatürk bana iyi şeyler çağrıştırırdı. Bugün o kadar da iyi şeyler çağrıştırmıyor. Eminim küçükken Hitler’i sevmeyenlerden bazıları sonradan onu sevmeye başlamıştır. Demek ki çağrışımlarımız değişebiliyor. Peki bu çağrışımları çoğunlukla kim belirliyor? Aile içinde bu isimleri kaç kere duyabiliriz? Çok az. Fakat okulda ve kitle iletişim araçlarında bu isimler sık sık geçer. Bugün bu araçların sermayenin elinde olduğunu çok iyi biliyoruz. Öyleyse çağrışımlarımızı belirleyen şeyin çoğunlukla sermaye olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan bir insan seneler boyu ona anlatılan bu masalları içselleştirmişse önyargılarından nasıl sıyrılabilir? İşte Stalin’i Savunmak gibi Stalin ile ilgili yazıları, yapımları bu yüzden önemsiyorum. Bu yüzden kişi üzerinden gidilmesine karşı olsam da aslında bu gibi isimlerin kişiler değil dönemler olduğunu ve bu kişileri savunanların ya da reddedenlerin dönemleri tahlil ettiğini biliyorum.

Sosyalizm yenildiyse sosyalizmin yeni bir tanımı yapılmalı mıdır? Hem sosyalizm neden yenilmiştir? Sosyalizm; içinin yanlış doldurulması sebebiyle mi yenilmiştir yoksa aslında doğru doldurulmuştur da pratikte mi yanlışlıklar olmuştur. Belki de sebep kapitalist dünyanın baskıları ve ambargolarıdır… fakat koca bir yenilgiyi yalnızca buna bağlamak ne derece doğru olur? Şayet bunların hiçbiri değilse, eğer hiç hata yapılmadıysa sosyalizm neden yenilmiştir? Durun bakalım. Sosyalizm yenilmiş midir? Hem sosyalizm nedir? Nereden gelir? Bahsettiğimiz genel anlamda bir sosyalizm değildir belki de. Olamaz mı? Troçki haklı mıydı? Stalin hatalı mıydı? Kimdi Stalin? Hitler’le iş birliği yapan bir hain mi? Milyonlarca insanı öldüren kana susamış bir canavar mı?
Eğer yenilginin sebebi sosyalizm tanımının kendisiyse kimlere bakmak gerekiyordu? Engels’i Marks’ı Lenin’i sorgulamak gerekiyordu. Elbette ki onlar birer kutsal değildiler. Sorgulanabilirlerdi, ama bu gerçekten sağduyulu bir yaklaşım mı olurdu? Nitekim sorulup soruşturuldular da… Yeni bir sosyalizm tanımıyla karşı karşıya kalındı. Özgürlükçü, anti-bürokratik, çevreci, kadıncı…

Bu kelimeleri irdelemek istiyorum. Stalin’i Savunmak’ta biraz da alaycı bir tarzda ele alınmış tüm bu kelimeler.
Sosyalizm özgürlükçü değil midir? Sosyalizm bürokrasiyi mi savunur? Sosyalizm çevreci değil midir? Kadıncı? Hem bu da ne demek?
Kelimelerle sorunlarımız var. En azından ben bu kelimelerin tesadüfen burada olmadıklarına inanıyorum. Hele hele “sosyalizm” kelimesinin genel geçer kullanımına bakınca -kendimde de olmak üzere- katıksız bir ortodokslukla karşılaşıyorum.
Biz genel olarak sosyalizm dediğimizde marksist teorideki sosyalizmi anlıyoruz. Bu sebeple insanlar birbirlerini gayet rahat sosyalist ya da komünist olmamakla suçlayabiliyor. Birçok dostumun bana yaptığı gibi… Oysa anarşistken de onlara sosyalist ve komünist olduğumu söylüyordum. Ne yazık ki bazı kavramlar hakim düşünceler sebebiyle kısıtlanmaya, kırpılmaya maruz kalıyor. Her ne kadar belirli bir kesimdeki bu hakim düşünceler haklılığı en fazla olan düşünceler olsa da kelimelerin yüklendikleri anlamların kısırlaştırılmasını birer içerik, düşünce katliamı olarak görmemek elimde değil. Aydınlanmanın bağımsız çocuğu sosyalizm anarşistleri de içine katıp sürükleyen bir istek en basit anlamıyla ekmek yapan elin ekmeği bölmesi ve yemesi olmuştur. Anarşistlerin sosyalizmine özgürlükçü sosyalizm diyebilir miyiz? Bu yolla Stalin’i Savunmak isimli metnimizde geçen ve eleştiriye uğrayan “özgürlük” kavramını da sorgulamaya açmış olalım. Anarşizmi savunduğum dönemlerde sosyalizmi özgürlük için isterdim. Özgürlükten anladığım şey “her istediğini yapabilme” değildi. Anarşizmi eleştirenler onun bu yönünü kullanıp “çiğ ve sistemin yararına bir özgürlük anlayışına sahip!” derler. Nitekim bugün anarşizmin neferleri bile bunu bu şekilde anlayabiliyor. Oysa o dönemde dahi bahsettiğim özgürlük bu değildi. Her türlü hiyerarşinin karşısındaydım. Marksistlerin anladığı ve anlattığı sosyalizmde katı bir hiyerarşiden başka bir şey göremiyordum. Bugün bu düşüncelerim elbette ki bir değişime uğradı. Anarşizmin bahsettiği özgürlük işte bu tarz bir özgürlüktür. Tembelliğin hak olduğu ve insanların emir almadıkları emir vermedikleri, ceza sisteminin, kolluk kuvvetlerinin olmadığı bir dünya. Yani komünist toplum. Sosyalizm anarşistler için de bir geçiş aşamasıydı, ancak onlar bu geçiş aşamasını özgürlüklerin kol gezdiği ve aşamasız olarak komünizme evrildiği bir dönem olarak görüyorlardı. Öyle ya da böyle onların da bir sosyalizm tanımı vardı ve bu sosyalizm tanımı marksistlerinkine uymuyordu. Demek ki marksist teorideki sosyalizm ile ilgili özgürlük noktasında yeni bir tanım bulunması gerektiğini iddia edenlerin öncelikle hal-i hazırda zaten bu tanımın var olduğunu bilmeleri gerekiyor. Anarşizm özgürlükçü sosyalistler için uygun bir derya. Yanlış mı düşünüyorum? Bu açıdan bakılınca bu insanlara şöyle demeli: O kirli ellerinizi marksist teorideki sosyalizmden çekin bir zahmet!
Bunun yanında anti-bürokratik bir sosyalizmi savunanlar yine anarşizmin kapılarını çalabilirler. Marksist teorideki sosyalizm belirli bir dönem bürokrasiyi muhakkak içinde barındıracaktır. O dönemde de hastalar olacak, o dönemde de tedaviler gerekecek. Bunları yapacak insanlar olacak. Salt anti-bürokratik özgürlükçü bir hülyayı savunanların bu tür işlemleri ne ile halledecekleri merak konusu. Hele hele yeni insan tipini henüz yaratmamışken, insanların belirli alışkanlıkları halen sürüyorken… Öyleyse şöyle diyebilir miyiz? Bu iki maddeyi de marksist teorideki sosyalizm tanımına eklemek isteyenler de bu talepleri genel anlamda sosyalizm dışı sayanlar da yanlışlık içindeler. Öyleyse marksist olduğunu söyleyenler Sovyet yenilgisinden sonra sosyalizm tanımlarını irdeleyerek anarşizmin haklılığını kabul mu etmiş oluyorlar. Görünüşe bakılırsa öyle… Fakat ben sorunu marksizmin sosyalizm tanımında görmüyorum. 80 yıllık bir deneyimden bahsediyoruz. Yepyeni bir sistem ve bu sisteme karşı “bütün dünya!”
“Çevreci ve kadıncı bir sosyalizm” eleştirisininse hiçbir noktasına katılamayacağım malesef, ancak bu çok uzun bir konu. O sebeple bu uzun ve zorlu konuya sonraya bırakıyorum.

Sosyalizm yenilgisinin ardından yaşanan tanım buhranından sonra konu ikinci seçeneğimize yani birilerinin suçlanmasına geliyor. Marksist teorideki sosyalizm tanımının doğruluğunu veya yanlışlığını irdeleyenlerde hatta bu tanımı alaşağı edenlerde dahi bir art niyet göremiyorum. Sonuç olarak ortada bir yenilgi var ise sebepleri de olmalıydı ve haklı olarak insanlar araştırıyordu. Kişileri irdelemede ise her zaman bir yanlılık sözkonusu olduğu için çekimserim. Koca bir yenilginin tüm yükünü bir kişinin omuzlarına yıkma basitliği ve dahası -sayısı az sevgili okuyucularım- bu basitliği “marksist tutum” adı altında yapmak… Birilerinin marksist bakış atıkkları gözlerini kontrol ettirmesi gerek belli ki… Zira okuduğum bütün Stalin olumsuzlamalarında “cani” “vahşi” “katil” kelimelerine rastlıyorum ben. Stalin’i sevmiyorsunuz peki, eh ben de “Stalin yaptıysa/dediyse doğrudur.” dogmatikliğinde değilim. Fakat “Stalin 110 milyon insanı öldürdü, Allah belasını versin onun. Pis caniii” noktasındaki eleştiriler ne kadar ciddiye alınabilir? Açıkçası tüm bu tavırların arkasında burjuvazinin yumuşak ellerini görüyorum. Birileri o yumuşak ellere popolarını okşatıyor belli ki… Hırçınlıkları bu yüzden.
Stalin’i Savunmak işte bu yüzden anlamsız, çünkü Stalin’i bu şekilde eleştirenler zaten karşı-devrim yaylasında cirit atıp kımız içenler… Stalin’i kime karşı savunacağız? Burjuvaziye karşı mı? Sermaye sahiplerine karşı mı? Suçlamalar dizboyu pekala… Elbette propagandalara karşı bir karşı propaganda yapılmalı… Fakat bu suçlamaların sahibi olanların çizdiği hat üzerinde olmak durumunda mıdır? Biz Stalin’i savunurken yenilginin nereden kaynaklandığını da insanlara anlatmak durumundayız. Hayır, kabul etmiyorum. Stalin’in değil koca bir dönemin savunusudur bu. Ve bu en ilkel deyimle namus meselesidir.
Öyleyse biraz daha derine inelim ve “Stalin’i Savunmak”ın giriş bölümünü sonlandırarak soralım:

Aslında Kimdir Joseph Stalin?

Devam edecek…

2 yorum

  1. her şeyden önce dilin yalınlığı ve akıcılığı için eline sağlık… sayısı az sevgili okuyucalarından biri olarak devamını da okumak için canatıyorum..

  2. zezegum

    Çok teşekkür ederim. Özellikle dilin yalın bulunması sevindirici oldu. Önemli bir problem. :) Devamı gelecek.

Yorum yaz