şu işin adını koyalım (manifesto, program, anayasa, babayasa vs.)

şu işin adını koyalım (manifesto, program, anayasa, babayasa vs.)

21 Temmuz

Daha önce üreti-yorum’un kendisi, ne yiyip ne içtiği, nereden beslendiği, ne yapmaya çalıştığı, neyi hedeflediği ve neyi hedefe çaktığı vs. bağlamlarıyla pek çok kez tartışıldı. Bu tartışmalar kimi zaman gençlik günlerinde, kimi zaman kamplarda, bazen okul kantinlerinde, bazen de büyük bir ciddiyetle yürütülen dumanaltı toplantılarda yapıldı. Kimi genel ya da özel sonuçlara ulaşılabildiği de oldu, hiç sonuçsuz ortada kalındığı da. Zaman zaman bu meseleler internet sitesinde tartışmaları ya da salt sonuçları ile görünür hale geldi gelmesine, ama hemen hiçbir zaman somut bir yere varamadı. aşağıda örnek teşkil edebilecek bazı başlıkların linkleri mevcut, incelenmesinde yarar var.

http://uretiyorum.org/?p=573
http://uretiyorum.org/?p=956
http://uretiyorum.org/?p=996
http://uretiyorum.org/?p=999
http://uretiyorum.org/?p=984
http://uretiyorum.org/?p=580

Yazıların altında hemen hiç yorum olmamasına aldanmayın, o kadar da kötü durumda değiliz :) Sitenin adres değişikliği sırasında yorumlar uçtu büyük bir ihtimalle.

Linklerin ulaştığı sayfalara baktığınızda birbirlerinden epey farklı olduklarını görebilirsiniz. SSS (Sıkça Sorulan Sorular) düzeyinde bir kurumsallığa niyetlemenin de, “Üreti-yorum denemesi” gibi kişiliksiz ve absürd bir başlığa sahip bir yazının da aynı bağlamda var olabildiği garip bir topluluk durumundayız. Evet öyleyiz arkadaşlar, utanmayın, bu bizim gerçeğimiz :)

Öyle ya da böyle ileri ve geri, sığ ve derin tüm yönleriyle bunlar bizim birikimlerimiz. Bu birikimleri üst üste koyacak, onlardan elle tutulur, arayanın aradığı yerde bulacağı, bulduğunu götürüp yayacağı bir somutluk inşa edecek olan da biziz. Bu somutluğu, veya bu çerçeveyi, adını her ne koyacaksak, farklı şekillerde tarif etme alışkanlığımız halen sürüyor. En azından son baktığımda (5. kampta) sürüyordu. Özel olarak üzerine çalışmadığımız, ortak bir tanımlama gayretine girmediğimiz sürece de devam edecek. Dileyen üreti-yorum’u dilediği gibi anlayacak ve anlatacak. Bu da güzel bir şey aslında, niyetim bu durumu kötülemek değil. Ama bu zenginliği de kapsayacak şekilde bir manifesto, bir program, bir bilmemne üretmemizin zamanı artık geldi.

Zira bunu bugün de yapmaz isek önümüzdeki sene, ya da belki birkaç sene sonra biz de yukarıda linkini verdiğim yazıların yazarları, yorumcuları veya yorumlamayanları olarak, üreti-yorum tarihinde yalnızca haklarında atılıp tutulmak üzere bulunan kimseler olarak yerimizi alacağız. Benim buna bu saatten sonra pek niyetim yok. Artık kendimizi adamakıllı tanımlamak zorundayız. Eğer yok olup gideceksek bile bunu yapmak zorundayız. İlerde bir gün birilerinin “şunu yapmaya çalışırken zayi oldular” diyebilmesi için en azından.

Benim kişisel görüşüm ihtiyacımız olan şeyin manifestodan çok fazlası olduğu yönünde. Ama burada daha fazla konuşmak istemiyorum. Bu tartışma da diğerleri gibi yorumlardan yürümek zorunda ve ben de görüşlerimi o kanaldan paylaşmak istiyorum. Uzak ve yakın geçmişte bu manifesto ve sair tartışmalara bulaşmış olan arkadaşlara “er meydanı”na davet ediyorum. Özellikle de kampta bu işin borozanlığını yapan arkadaş, bu sözüm sana :) Hakaret ediyorum ki gelmeyeceksen de bunu işit öyle gel.

10 yorum

  1. berkant

    Merhaba dostum, gerçekten de uzun zaman önce sonuca bağlanması gereken bir tartışmayı tekrardan gündeme getirmen çok yerinde olmuş. Ama açıkçası “Üreti-yorum denemesi gibi kişiliksiz ve absürd bir başlığa sahip bir yazının” diye başladığın cümleyi sevmedim. O yazının başlığının çok iyi olduğunu iddia ettiğimden dolayı değil, ama o yazıyı Eskişehir Üretiyorum olarak kollektif bir çabayla hazırlamıştık. Ve Üretiyorum tartışmalarında daha önce değinilmeyen konulara geniş bir çerçeveden bakarak değinmeye çalışmıştık. Belki de bu yüzden biraz da olsa saygıyı hakediyorduk. Ama sen öyle bir cümle kurmuşsun ki tüm bu çabayı küçümsemiş ve yermişsin. Ve şimdide diyorsunki gelin bunu bir karara bağlayalım. Senin kullandığın bu dille birlikte oturup birşeyler konuşmak sanırım zor olacak. Keşke başlığa takılmayıp yazıyı da tamamen okusaydın belki de böyle bir cümle kurmazdın.

  2. selamlar üretiyorum sakinleri dicektim ki, baya bir hararetli ve haraketli gördüm siteyi, bu manifesto yazma işi bana biraz, şu aşamada ertelenebilir geliyor,yayın çıkarma mevzusunda içerik üzerine biraz kafa patlatırsak, o da kendiliğinden, belkide sunuş yazısında bile oluşmaya başlayacaktır, ve hatta eylediklerimizle de gelişip, olgunlaşacaktır, diye düşünmekteyim, şu anda burdan yine ”manifesto” oluşturmaya kalkmak… :(

  3. yavuzhirsiz

    merhabalar;

    değerli berkant arkadaş, seni ve eskişehir’den üreti-yorumcu arkadaşları istemeden incittimse affola. biraz sert bir üslubum olduğunun ben de farkındayım. zaman zaman insanlar bundan rahatsız olabiliyorlar. ancak ben yine de bu rahatsızlığı seviyorum ve bir şeyleri harekete geçirdiğini düşünüyorum. “kişiliksiz ve absürd” başlık konusunda ise bana sitem etmişsin etmesine ama ikna edici bir argüman sunmamışsın. o yüzden kanaatim değişmiş değil. yazının içeriği ne olursa olsun başlığın durumu bence budur. yine de bu tartışmayı fazla uzatmaya gerek görmüyorum şahsen.

    pırasa arkadaş, sana gelince :) benim açtığım ve yürütmeye çalıştığım tartışma bir manifesto tartışması değil. yine belirttiğim gibi bence bundan çok daha fazlasına ihtiyacımız var. öte yandan 5. kampta bu yönde bir ihtiyaç tespiti yapıldı ve bu tartışmanın da bir şekilde yürümesi gerekiyor. üstelik yayın veya başka bir şeyle karşı karşıya konulacak bir tarafı da kesinlikle yok.

    ben bu konuda görüş belirtmekten bir süre daha kaçınmaya devam edeceğim ve bakalım ortaya neler çıkacak. bilhassa kampta bu tartışmayı ısrarla yürüten arkadaşların ortaya çıkıp görüş sunmalarını rica ediyorum. herkese selamlar.

  4. gonulben

    Üretiyorum’un özlü ifadesi ne olabilir diye kafamda kamptan bu yana evirip çeviriyorum.Önerim: Dört kelimeyle üretiyorum yarışması açalım.Dört (hadi beş de olabilir) kavramla anlamlı bir bütün oluşturarak önce üreti’yi tanımlayalım, derim.Sonra manifestosunu da, programını da, kitabını da yazarız (n’olcek yani yapamaz mıyız diyorsunuz bence yaparız.)…

  5. o zaman şööle bişi de mi yapsak mesela, kullanılmıcak kelimeler gibi :) alternatif kültür sanat, muhalif, manifesto :) , ve hatta polatlı :) ))

  6.   Arkadaşlar öncelikle herkese merhaba…  Geçmiş linklerdeki yazıların hepsini okudum. Bence buradaki yazılar derlenip, toparlanarak bir program yazısı çıkartılabilir. Neticede bu yazıların hepsi üretiyorumu anlatan, tanımlayan yazılar. ’Sanatın Nasıl Ortaya Çıktığı’ gibi derinlemesine bi konudan tutalımda; üretiyorumun pratikte neler yaptığına/yapmaya çalıştığına dair geniş bir yelpazede yazılar var. Şimdi bizim yapmamız gereken bu yazılardaki birikim ile son kampta ortaya koyduğumuz tartışmaları harmanlayarak program yazısı yazmak…   Mesela son kampta tartışılan konulardan birisine ben parmak basayım; dışarıdan gelen insanların üretiyorumla ilişkisi ne şekilde olacak/olmalı… Kampta bu konuyu konuşmuştuk ama ortaya yeterince net bi durum çıkartamamıştık, en azından tartışmalarımızın yeterli olgunluğa geldiğini söyleyemeyiz heralde… Ve ben bu konuda fikir beyan ediyorum: Bence arkadaşlar üretiyorum dışarıdan gelecek olan kimselere (kendisini üretiyorumcu olarak tanımlamayan) karşı  açık olmalı. Sonuçta anlatmak istediğimiz bir konuyu bizden daha iyi anlatacak olan birisi varsa bu konuda onu dinlemek heryönüyle daha iyi olur diye düşünüyorum. Üretiyorum olarak beslenmeye ihtiyacımız var ve  dikkat çekmek istediğimiz, çalışmada bulunmak istediğimiz konuya hakim birileri varsa onları dinlemek bize de çok şey öğretir ve eminimki bizden de o insanlara önemli birşeyler öğretir… Tabikide burdan anlaşılması gereken ’söz sahibi olması yeter, gelsin konuşsun/bulunsun’ gibi birşey değildir. Aksine, sadece üretiyorumun dokusuna uyumu olan insanların bulunabileceği anlamıdır. Bu ayırımı da üretiyorum yapabilecek iradedir bence….    Şimdilik böyle arkadaşlar tekrar grşmek üzere…

  7. cezerye

    uzun zaman sonra düşük yoğunlukta da olsa sitede tartışmaların dönüyor olması güzel. bana göre manifesto veya benzeri bir metin hazırlamaya yönelik çalışmalarda, şimdiye kadar üretilen şeyleri bir kenara bırakmamız gerekiyor. bunun birkaç sebebi var. bu yıl kampta da tarif etmeye çalıştığımız ve artık çok uzaklardan bile görülebilir hale gelen bir şey var, değişiyoruz, ihtiyaçlarımız ve duruşumuz da buna göre değişiyor. dün ya da dünden önce durduğumuz yerde değiliz, o gün gurur duyarak yaptığımız şeyler bugün bizi tatmin etmiyor, etmemeli de. birincisi bu. bir diğeri, daha önce bu yönde çeşitli üretimlerin parçası olan arkadaşlar görünüşe bakılırsa artık buralarda değiller, en azından şimdilik. berkant arkadaş dışında daha önce yapılan çalışmaları kısmen de olsa savunan ve açmaya çalışan pek kimse de olmamış. ama sürekli onları toparlayalım vb. bir şeyler söyleyip duruyoruz. bence bugün onları gerek üretim şekli gerekse de içerikleri itibariyle aşıp ilerlemenin günüdür. örneğin daha önce bu minval üzere yapılan çalışmalarda üreti-yorum’un kendi gövdesi dışında hangi sanatçıya, hangi profesyonele fikir sorulmuş, nerelere referans verilmiştir? çok çok sınırlı. oysa bugün daha da açık ifade edebildiğimiz üzere bu tipte bir çalışma “yalnız başımıza” yapabileceğimiz bir şey değildir.

    kendi ilgi alanımdan konuyu biraz daha açmaya çalışayım. ben pekçok diğer alanla birlikte özel olarak edebiyatla ilgileniyorum. peki biz edebiyatla ilgili ne söyleyeceğiz? edebiyata nereden bakacağız ve önümüze nasıl hedefler, nasıl bir ufuk koyacağız? “üreti-yorum işçi sınıfı ve/veya toplum yararına edebiyat üretir, yazın faaliyetinin metalaşmasına karşı çıkar, vs. vs.” gibi bir şeyler ilk akla gelenler olacak. eğer bu tartışmayı bu şekilde yürütmeye devam edersek de yaklaşık olarak bu ilk akla gelenlerde takılıp kalacağız. oysa benim çok daha başka, çok daha kapsamlı yanıtlara ihtiyacım var. bugün orhan pamuk, elif şafak hakkında ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. sırf çok satıyorlar diye bu insanları kenara mı atmam gerekiyor? veya 40-50 yıl öncesine dönelim. edebiyatımızın yetiştirdiği en değerli ustalardan biri olan Yusuf Atılgan 60lar boyunca -pekçoğu muhtemelen bizim halen sahiplendiğimiz yazarlar tarafından- “meselesi olmayan yazar” olarak eleştirildi, tabir yerindeyse toplumcu-gerçekçi edebiyatı benimsemediği için afaroz edildi. peki ya toplumcu-gerçekçi yazarlar neler yaptılar? bize bugün izleyebileceğimiz nasıl bir yol bıraktılar, veya bıraktılar mı? bir başka konu; bugün pekçok genç yazar eserlerinin yayımlanabilmesi için mecra bulmakta olağanüstü güçlük çekiyor. bir şekilde yayıncı bulanlar da 100-200 adet satılıp hayat gailesi içinde kaybolup gidiyorlar. biz bu insanlara “hele gelin bizim sitede yazın” demekten başka ne önereceğiz?

    bu sorular sonsuza kadar uzatılabilir. mesele bitmek tükenmez sorularla “hiçliğe” koşmak değil. ama artık kafamızı gömülü olduğu yerden çıkarıp dış dünyaya bakmanın, onun sorunlarıyla yüzleşmenin zamanı geldi. işte bizim sanatın her alanda bu sorulara yanıt üretecek derinlikte bir çalışmaya ihtiyacımız var. biz böyle bir çalışma örelim de, varsın hemen sonuçlanmasın, varsın manifestoya dönüşmesin. bizim sorularımız ve ince ince öreceğimiz cevaplarımız elbette yerini bulacaktır. ben kendi adıma kolay sonuçlar beklemiyorum. kolay elde edilecek sonuçlardan da en baştan büyük kuşku duyuyorum. herkese selamlar, görüşmek üzere.

  8. gonulben

    Bir gözlemim şu: Toplum ve hayat eski dönemlere göre, onlarla karşılaştırılamayacak bir hızda yaşlanıyor. Veya gençleşiyor. Son yüzyıllarda epey sabit ve değişmez
    sandığımız mekan ve zaman parametreleri -20. yüzyılla başladı aslında, şu kapitalizmin dünya hakimiyetiyle yani-, şu son yıllarda bayaa bi gemi azıya alarak dönüştü. Olağanüstü hızlandı her şey. Olağaüstü bir hızla devam ediyor ve edecek bu hızlanma da. Şimdi bunun bir yansıması şu: Ekonomide olan toplum yaşamında da var.
    Ekonomide bunun karşılığı işgücünün sermayeye dönüşmesi.
    Canlı emek olağaüstü bir hızla ölü emeğe dönüşüyor!  Bizim zamanımızda da ve sitemiz bazındaki tartışmalarda bunun izdüşümü:1)”yeni” dediğimiz bir fikrin kök salması için olağanüstü bir kolektif emek gerekiyor. 2) “yeni” olan dahi acayip bir hızla “eskileşiyor” ve sürekli yenilenerek, emek vererek çoğaltılması gerekiyor. 
    (Yoksa bir bakıyorsun “yeni” dediğin pat diye “yaşlanmış”, “ölmüş”, affı yok yani”Tutunabilmek” ancak böyle mümkün olabiliyor.. Bir ısrarla, bir netlikle, bir perspektif sağlamlığı ile, yaratıcı emekle, çoğalarak, sıçrayarak. Sermayeyle, yani ölü emekle değil sizin anlayacağınız…Toplarsam: Bizim üreti’nin sermayesi zaten zayıf. Toplumun gündeminde, işçi sınıfının gündeminde falan değiliz abiler ablalar gerçekçi olursak… (Kampta da konuştuk)Ama olabiliriz! Nasıl? İlk temasa geçenler için geçmişte yaptıklarımız bizi tanıtmak için bir vesile. İyi bir şey, bir avantaj. Ama o kadar. Bir ilk tanışma fırsatı…Esas geleceğe bakalım, onu bugünden kurmak için gerekli ilk kanalları, mafsalları, sinir uçlarını, yeni arkadaşların önünü açalım. Canlı emek lazım yani bize babalar, düşüncem o…Cezerye’ye katılıyorum. Yazacak, üretecek, konuşacak bir dünya şey var. Esas bunları öne çıkartmak, ilişkimize ürünlerimizle bir karakter kazandırmak yolunu izlemeliyiz. Temel esaslarda anlaşmak önemli. Yukarıda pırasa da destek vermiş. Benim temel esaslar açısından üreti tanım, ya da motto önerim:Hayat, sanat ve sınıf bilgisi!Hayat; o ne salt dar anlamda politika, ne salt ekonomi, ne salt duygu, ne salt düşünce, ne salt eylem, ama hepsinin toplamına dair bir söz geliştirme iddiası ve arzusu…Sanat; bu sözün giysisi, kelimesi, notası ve sairidir. Onun kendisi ve yeniden üretimi…Sınıf; mevcudiyetimiz ve insanın geleceğine duyulan umut ve özgüç..Bilgi; geniş ve dar, çoklu anlamıyla bu yukarıdakilerin süzülmesi…(Daha Konuşalım…)

  9. program sorunu üreti-yorum’un çalışma alanının içerisinde kısmen de olsa bulunmaya başlamasıyla girilebilecek-yol alınabilecek bir sorun bana kalırsa. ancak elbette bugün de giriş noktalarını somutlamak için program-manifesto gibi tanımlamaların karşılığı olmayacak ta olsa bir üreti-yorum çerçevesi çizmek gerekiyor. alanların içerisinde doğru girmek ancak böyle bir zemine basmakla mümkün olacak, sonra o zemin kendini yeniden güncelleyecek belki de çok farklı mecralara doğru akacak. ancak bu döngü de kendiliğinden gerçekleşmeyecek. kampta bu çerçeveyi silik te olsa çizmeye başlama fırsatımız olabilirdi, buna giremedik. şimdi halen alanların kısa da olsa tahlili, ilk elden girişin olanakları gibi sorunlarımız güncel. bir diğer temel sorun, gonulben’in söylediği canlı emek-kolektif emek seferberliği sorunu. program sorununu kolayca karşılanabilir olmaktan çıkaran hususlardan biri aynı zamanda. bu da beklemekle aşılmayacak. demin söylediğim ilk ve bulanık çerçeve ne kadar yetersiz görünse de üreti-yorum’un alt alanlarında kendi karşılıklarını yazı, çalışma grubu, atölye vs. olarak yaratmaya başlayabilir. böyle bir hareketlenme burayı daha dinamik kılar, çekim gücünü kısmen arttırır. meseleyi daha içerden tartışma imkanını doğurur. başlamak gerekiyor. ancak suyun akış yönünü değiştirmek pek kolay görünmüyor. bana kalırsa, ilk adımlar, 1. temel ilkeler gibi alanları sarıcı olmaktan şimdilik uzak ancak ortak bir çıkış noktası yaratacak bahsettiğim  pre-çerçeveyi yaratmaya çalışmak. 2. site katılımcılarının -kaç kişiyse artık- ilgi alanları doğrultusunda hem birinci tartışmayı besleyecek hem de sitedeki yoğunluğu arttıracak katkılarının artması. 3. bunları olabildiğince organize biçimde yapmak. coğrafi olarak yakın olduğumuz yerler başta olmak üzere ilerledikçe üreti-yorum’un alt alanlarına bolca biraraya gelme, fikirleri kolektivize etme, kolektif eylem imkanını yaratmak. 

  10. gonulben

    Fanfanın yol haritası akla yatkın.İlk adıma dair şunu demişsin: ”1. temel ilkeler gibi alanları sarıcı olmaktan şimdilik uzak ancak ortak bir çıkış noktası yaratacak bahsettiğim pre-çerçeveyi yaratmaya çalışmak: Bu bahiste yukarıda yazdıklarım bir çıkış oluşturabilir. “ Katılıyorum, tekrarlayarak fikir istiyorum: Benim temel esaslar açısından üreti tanım, ya da motto önerim:Hayat, sanat ve sınıf bilgisi!Hayat; o ne salt dar anlamda politika, ne salt ekonomi, ne salt duygu, ne salt düşünce, ne salt eylem, ama hepsinin toplamına dair bir söz geliştirme iddiası ve arzusu…Sanat; bu sözün giysisi, kelimesi, notası ve sairidir. Onun kendisi ve yeniden üretimi…Sınıf; mevcudiyetimiz ve insanın geleceğine duyulan umut ve özgüç..Bilgi; geniş ve dar, çoklu anlamıyla bu yukarıdakilerin süzülmesi, ürüne dönüşmesi, yayılması ve çoğaltılması…Nasıl? Bu tanımlar üzerinden tartışmayı derinleştiremez miyiz? 

Cevapla pirasa