Telif hakkı

Telif hakkı

28 Temmuz

Telif Hakkı: Her hak bizde saklı…

5 yorum

  1. yavuzhirsiz

    hocam biz anlamadık bu konuyu, mümkünse biraz açabilir misiniz? :)

  2. selamlar üretiyorum ahalisi ve herkes ,bu konunun açılmasını bekliyorum, benim biraz kafam karıştı :) Telif hakkının tanımına bakarsak,
    ”herhangi bir bilgi veya düşünce ürününün
    kullanılması ve yayılması ile ilgili hakların, yasalarla belirli
    kişilere verilmesi, yani, orijinal bir yaratının
    kopyalanmasına veya kullanılmasına izin verme hakkı” olarak görüyoruz,
    Üretiyorum aktivisti
    olarak, YKY nın Nazım ın şiirlerine internet üzerinden sınırlama
    getirmesi üzerinden yapılan protestoları düşündüğümde,
    yukardaki tanım çok da bir anlam ifade etmiyor. Ne yani , örneğin,
    nazım şiirlerini okumak, paylaşmak, yaygınlaştırmak için o
    sermaye grubundan izin alıp ve haatta bir de bedel mi ödemeliyiz?
    Üstelik bankalara sonsuz
    ”güzel” temenniler içeren şiirler yazan ustanın, telif hakkının
    bir banka yayınevince alınması da ayrıca manidar gibi sanki…..”Sevdalınız banka kasalarında Hapis”, ”sanat banka kasalarına sığmaz”, ”sanat metalaştırılamaz”
    bunun dışında, kamp
    süresince ”korsan” cd lerimizden izlediğimiz, üzerine
    konuştuğumuz, filmleri izlemek için de birilerinden izin, bedel
    ödeme vs prosedürüne uymamız beklenirse nice olur bizim
    halimiz…
    telif deyince ilk aklıma
    bunlar gelmekle birlikte; bir arkadaşımın şu söylemini de
    aktarmak isterim: alternatif sinemadan bir örnek filmden bahsetti ve
    ”biz yönetmene destek olmak adına dvd sini aldık” derken, diğer
    bir arkadaşta filmi internetten indirip izlediğini söyledi.
    Peki böyle bir durumda,
    alternatif üretmek isteyen ve sanat adına birşeyler yapanların da
    malum olunduğu üzere, mevcut şartlarda paraya olan ihtiyaçlarını
    giderebilmeleri gerekiyor, kapitalizm şartları da bunu gerektiyor, 

    İşte bütün bunlar kafa
    karışıklığı yaratmakla birlikte, bilgi ve düşüncenin bila
    bedel yagınlaşması,herkesin kolayca ulaşabileceği, kendini besleyebileceği bir mecrada gerçekleşebilmesi benim hayalim,Hocaaam, kafam karıştı
    benim, ne demeli bu mevzuda,

  3. Bu konu üstüne biraz düşündüğümde hemen şunu söylebilirim. Öncelikle sanat eylemek işini belli bir zümrenin hükümranlığından çıkarmak gerekiyor. Yani sanatı yalnızca elit bir tabaka yapmıyor. Oysa sistem bize satır arasında tersini söylüyor sanki. Tabi bir de sanat üstünden müthiş bir sermaye birikimi oluşmuş durumda. Koskoca müzik ve sinema endüstrisi var. Şimdi nasıl yapmalı? Küçük bütçeli bağımsız işler yapan, muhalif bir o kadar da sistem karşıtı duruş var. Bu insanların üretimleri ne olacak? Telif hakları ne olacak? Bu konuda “pozitif ayrımcılık”- bu terimi çok sevmesem de – yapılabilir örneğin. Yani yine ezilenden yana tavır alınabilir. Bağımsız, özgürlükçü, anti kapitalist üretimler özel yasa ve yaptırımlarla korunabilir. Müzik ve sinema piyasasında malı götüren şirketlere karşı sözünü ettiğim bağımsız yapımlar korunabilir.  İlk elden düşünüldüğünde sisteme karşı böylesi bir tavır benimsenebilir. Eminim bu konuya  kafa yoran ve çözümler getiren oluşum ve gruplar da vardır. Sanırım biraz araştırma yapmak gerekir.  

  4. ( Aklımdan geçeni yazdım ve hızlı yazdım anlam düşmeleri, bozuklukları imla vb hatalar için özür dilerim…)
    İçeriğin yada yapış tarzının ‘bağımsız’, ‘özgürlükçü’, ‘anti kapitalist’ olduğunu kim belirleyecek yada neye göre bu belirnecek, diyelim ki belirledik bunu yasa ve yaptırım haline dönüştürme işini bugün için mi koyuyorsun?.. varolan sistem zaten sonraki cümlende belirtiğin piyasanın malı götürmesi için temin ve tesis edilmiş değil mi?.. ha diyorsan ki başka bir sistem o sistemin zaten başta başka bir sistem olabilmesi için malı götürme peşinde şirketleri yani kapitalizmi sönümlendirme uğraşında olması gerek miyor mu?…

    afedersin sesli düşünüyorum bu konu hakkında organize edilmemiş bir çok fikrim var doğrusu sanat eyleyerek telif elde etmişliğim var, para kazanmak güzel şey:)) Fakat burda şöyle bir sorun çıkıyor ki birsüre sonra o paranın devamlılığı için sanatının içeriğinden ve özgünlüğünden taviz vermeye başlıyorsun ve zaten para kazanma asıl olmaya başladığı için o sanat üretimi bir süre sonra fırıncının ekmek üretmesinden farksız hale geliyor ve sen de para kazanılacak bir ‘şey’ üretmeye başlıyorsun… bahsettiğin şekilde bağımsız vb ıvır zıvır bir içeriğe sahip bazı işlere şu an bilmediğim bir çerçevede bir ‘fon’ oluşturulması da sonunda aynı noktaya vardıracaktır bizi o fondan yararlanabilmek için o fonun verilmesi kriterlerini taşıyan yapıtlar üretmeye başlanacaktır varolan durumun ismi şekli değiştikten sonra içeriğinin bir önemi kalır mı sana bırakıyorum…

    telifin bir çok yönü var bence ama konuyu çok karıştırmaya gerek yok öncelikle en temel noktaya dönmek gerekiyor… Bizler işçi sınıfından bir kişiye örneğin şarkıdaki ‘fabrika kızı’ na gidip emek gücünü satıp, fabrikada tütün sardığı ve sigara ürettiği için suçlayıcı davranıyor muyuz?.. yapmaya çalıştığımız bir sınıf bilincine sahip olması, emek gücü kadar ücret almadığının bilincinde olması vb vbyukarıda çok güzel değindiğin bir şey var sanat endüstrileşmiş durumda, peki biz bu endüstri içinde çalışan üretim yapan işçileşen sanatçılara sınıf bilinci ulaştırmaktan yana mı olmalıyız yoksa ya kardeşim niye emek gücü satarak para kazanıyorsun gel şurda iki saz çalalım devrimci şarkılar söyletelim mi demeliyiz… tabi ki burda kabalaştırıyorum durumu ancak telifle savaş açmanın dışında bu telif mekanizmasının içinde sanatçı/işçi lerin durumlarını mı irdelemeliyiz?..

    bu noktada kolektif dediğimiz şeye dönersek üretiyorum’un en önemli ‘buluş’u:) sermayelerşmiş piyasalaşmış yapılara baktığımızda soyut konuşmak istemiyum afedersiniz diyelim amerikan dizileri, uzun senaryo yapısı karmaşık olmak zorunda, yeni buluşlar fikirlerle izlenebilirliği yüksek olmak zorunda değil mi uzatabiliriz bu ve bir çok sanai nedenden dolayı bir diziyi aynı anda pek çok yazar bir arada üretiyor üretmek zorunda kalıyor işçileşiyor ve ama aslında aynı zamanda da müthiş bir kollektiflik doğuyor… bu diğer aşamalarda da genişleyerek devam ediyor… Nasıl ki biz sosyalistler sosyalizmden fabrikaların teknolojin kapitalizmin varolan gelişimi ve iş bölümü ağının yok edilmesini anlamıyoruz sanat ta ve sanat üretiminde de bu kolektifizmin yok edilmeni mi anlamalıyız…
    telif konusuna geridönersek teliften bundan eski ve geri dmnemdeki gibi bir sanatçının odasında bir şey üretip bunu satması ve para kazanmasından daha geniş bir çıkarıma ilerlemeliyiz bence…
    Tüm bunlarla bağlantılı olarak; telifsiz, ücretsiz kendi mutluluğumuz için ürün üretmek? Yaptığımız bu eylemi sanat yapmak eylemek gibi mistik ifadelerle değil de diğer herhangi bir metayı üretmek gibi yaptığımızı anlattığımızı düşünün, bu üretimin içine mavi, beyaz, lila, mor, oranj yakalı nederseniz deyin bu şekilde işçileri de katın ve sonra bu ürünün ortaya konulduktan sonraki hazzı çalıştığı iş yerinde ücret kazanmak zorunda olmadan hayatını idami etmeyi düşünmeden ürettiği zaman kazanacı hazla eşleyin?.. Üreti-yorum’un hiçbir devrimci araçta olmayan gücünü kavrabildiniz mi?.. (Dilerseniz açarız şimdilik bu kadar…)

Cevapla yavuzhirsiz