yayın/dergi tartışmalarına girizgâh

yayın/dergi tartışmalarına girizgâh

20 Temmuz

selamlar üreti-yorum ahalisi;

kısa bir süre birkaç üreti-yorumcunun kafasında şekillenen ve tartışılan, ardından kamptaki tartışmalarda az da olsa pişirilen dergi konusunu yüksek müsadenizle tartışmaya açıyorum. yorumlarla zengin bir tartışma olgunlaşması dileğiyle, haydi hop.

7 yorum

  1. Kampta en çok içerik belirlemeden böyle bir atılımın ne kadar nitelikli olacağı üzerinde de durulduğunu anımsadım dergi çok lazım bunda hemfikirim aynı zamanda da sıradanlaşmaması için içeriğinde derginin çıkması kadar önemli olduğuınu düşünüyorum. Sadece sorunları ortaya koyan değil aynı anda çözümünü de içinde barındıran bir yayın olması gerektiğini düşünüyorum.

  2. gonulben

    Dergi meselesi kritik.Sorun “dergi” çıkartmaktan ziyade, üreti gibi hareketlerin bir eksen, bir bakış, bir yaklaşımı halka halka, tuğla tuğla, elektron elektron inşa etmenin emeğini vermeleri sorunu. “Dergi sorunu” bence bir karakter sorunu!Bir gövde, bir bünye oluşturmak, görüş ve üretimini toplumsallaştırmak, yaymak, çoğaltmak, zenginleştirmek sorunu.Mesele basitçe ve teknik açıdan bir “dergi çıkartmak” sorunu değil.Ben böyle görmüyorum.Bizim gibi hareketlerin çalışmasına a)eksen/kimlik b)süreklilik c)ulaşılabilirlik yaratma sorunu.

  3. bu dergi meselesi bizi baya bir motive edecek gibi, şöyle mi olsa böyle mi olsa diye bunu konuşur olduk bile, en çok ta üretimi yaygınlaştırmak ve de zenginleştirebilmek noktası dikkati çekiyor,ama farkı nasıl yaratırız noktasında desteğe ve yorumlara ihtiyaç var,farklı seslerle o karakteri birlikte oluşturabilmeli ,bir mevzuyu burdan tartılmaya başlayıp, yorumlarla birlikte büyütüp, yayına taşımak hoş olur …

  4. dergi mevzuu eli kalem tutan, az çok mürekkep yalamış, hayatta söyleyecek iyi kötü sözü olan “her genç kızın hayali” tabi. geniş bir bileşende kolaylıkla heyecan yaratabiliyor bu yönüyle. bu heyecan zorlanmadan mobilize olmaya ve hatta beraberinde kimi sonuçlara da evrilebilir. gelgelelim, derginin sesi aslında hiç de uzaktan duyulduğu gibi hoş olmayabilir içine girince. günlerce sandalyede sabahlamak, 3-4 günlük uykusuz kafayla halâ tashih yapmaya çalışmak, hele hele başlıksız yazılara son dakkada başlık uydurmaya çalışmak, içerikten falan tamamen bağımsız olmak üzere her derginin baş belası ve ancak içine girenin bilebileceği sorunlarıdır. bunlara kağıdından matbaasına, maliyetinden dağıtımına uzanan geniş bir teknik işler silsilesi de eklenince enerjiler çekilebilir. elbette bu işi gerçekten yapmak isteyen için bunların hiçbiri yıldırıcı değildir. tersine zorlukta bir keramet de aramak gerekir aslında. ama nihayetinde zor bir iştir, yıpratıcı bir iştir.

    *

    kısa-orta-uzun vade hedefleri, bu hedefleri fethetme planları, dünya görüşü, yayını örgütleme politikası kafalarda net olmazsa, enerjiler çok daha hızlı çekilir, en basit işler bile angaryaya dönüşür. bu yüzden “ya allah dergi çıkarak” coşkusunun yanına elle tutulur ve kağıda geçirilebilir bir “master plan” koyabilmek olmazsa olmazdır. öte yandan hayatın başka gerçekleri de vardır.

    *

    bunlardan biri “kervan yolda düzülür”dür. burada birtakım büyükbaşların milyon dolarlar yatırdığı bir sosyal medya procesi yönetmediğimiz için elbette her şeyimizin en baştan hazır ve nazır olması ihtimali yok. elbette 10 sayı sonrasının maddi durumunu baştan hesaplama şansımız zayıf. ya da dağıtımla ilgili kurduğumuz hayalleri “ol” demekle gerçekleştiremeyeceğimiz de ortada. yine birileri bizi ciddiye alsın, yeni yazarlar kazanalım niyetlerimiz de ancak kervan düzülmeye başladıktan sonra gerçeklik zemine oturacaktır. ama bu konuda dengeyi iyi tutturmazsak birkaç gecede birkaç kişiyle ve ancak birkaç sayı çıkabilen yayınlar kervanına katılırız. bu da emin olun bugün olduğumuz yerden daha geri bir noktaya bıracaktır bizi. bu yüzden planlayabildiğimiz her şeyi planlamak, gelişmelere karşı da gözü kulağı açık ve direncimizi sağlam tutmak yapılacak en doğru şey olacaktır.

    *

    neden dergi sorusuna gelecek olursak. bu işe dahil olacak herkes buna binlerce çeşit yanıt verebilir. ama mesele bu binlerce yanıtı da bağrında toplayacak, aslında biraz da “kendinden menkul” olacak bir yayın çıkartabilmekte. şimdi bu “kendinden menkul”e tepkiler çığ gibi gelecek. gelsin de zaten. bence de daha baştan “kendinden”lik atfetmek iyi değil. ama kafaları biraz daha açmak ve o açıklığı korumak da gerekiyor. burada kastedilen kendi yolunu bulacak, kendi yolunu açacak, kendini biraz kendi içinde ve aynı zamanda da zamanla tarif edecek bir dergi yaratabilmek. yani büyük büyük sıfatlar takılmış, üzerine büyük beklentiler yıkılmış, işte artık fasikül fasikül bir kapital de biz yazarız ahmaklığına soyunan bir dergiden uzak durmakta yarar var. bunun yerine koyulacak olansa dünya görüşünün berraklığına duyulan koyu bir özgüven olmalı. hata yapmaktan hiç ama hiç korkmayan, savrulmaktan, düşüp kalkmaktan korkmayan bir özgüven. durduğu yer gayet açık ve ama ne göreceğini arayan bir özgüven.

    *

    bunlar benim yayın meselesine ilişkin nacizane görüşlerimdir. biraz daha somuta indirmek gerekirse: teoriyle uğraşan bir yayından çok hayatı eşeleyen bir yayın var benim aklımda. kalın kalın makaleler, kocaman fikirler üretebiliyorsak eğer, ne ala, onları da yayınlayalım. ama önce sokakta olup bitene yüzümüzü dönmeliyiz. her gün, her hafta binlerce mecrada dile getirilen mevzuları, bu kez bizim süzgecimizden geçirip anlatabilmeliyiz. yani güncel ve sokağın, hayatın içinden olabilmeliyiz. politikayı içerikten değil, herhangi bir içeriğe bakıştan verebilmeliyiz. bakın bu önemli bir nokta. işçi sınıfının sanatını içinde illa ki işçi geçen, devrimci sanatı bağıra bağıra devrimden söz eden bir şey sanmakta acaip bir ısrarımız var. oysa hayat hiç öyle değildir ve bu anlayışa da 21. yüzyılda prim vermeye hiç yanaşmamaktadır. örneğin “This is England” isminde bir film var, mutlaka izleyen arkadaşlar vardır. film baştan sona kadar bir avuç İngiliz faşisti anlatıyor. ne bir solcu, ne bir antifaşist yok filmde. ama ortaya öyle muazzam bir antifaşist film çıkmış ki, tadından yenmiyor. “Joyeux Noel” de yine nasıl bir sanat sorusuna harika yanıt veren bir başka filmdir. bu yorumu okuyup da merak eden olursa söylesin uzun uzun yazayım onu da. yani mesele ne yazıp çizdiğimiz, neyi ele aldığımızdan ziyade bunu nasıl yaptığımız. neyi ele almalıyız sorusuna verilecek yanıtsa gözümüzün önünde büyük bir hızla akıp gidiyor zaten.

    *

    son olarak örnek alınabilecek mecralar olarak kampta da kısmen sözü edilen bir kaç yayın ve internet sitesini belirteyim: Öküz, Express, Yeni Harman, …vs, Eski (Broy), E, Roll ve internette halen yayında olan baskahaber ve şu an aklıma gelmeyen birkaç tane daha. Bunlar her biri belli yönleriyle örnek alınabilecek, detaylı olarak incelenmesinde yarar olan birtakım mecralardır, ilgililere duyurulur.

    *

    uzattım biraz, sonra devam ederim ama biraz yeni görüşlere ihtiyacımız var, haydi kalemlere ve beyinlere kuvvet.

  5. greyfurt

    öncelikle merhaba arkadaşlar…yayın konusuna girmek bence oldukça önemli. birsürü dergi var etrafta sanata dair fakat bizim çıkaracağımızın bunlardan çok farklı birşey olacağı açık seçik ortada. bu farklılığı yaratabilmek ve kapitalizme bu alandan güçlü bir ses verebilmek içinse epey bir yol almak, hazırlık sürecinden geçmek gerekiyor. ha deyince yayın çıkartırız o mesele değil ama amacımız da bu değil. tekrar hazırlık sürecine döneceğim. bu tarz bir yayın işiyle gönülden uğraşacak arkadaşlara ihtiyacımız var öncelikle. gönüllülük ve enerji olursa sandalyede yazı çıkaracağız diye sıkılıp pıkılan insanlar da olmaz. üniveristelerdeki arkadaşlardan bu işe gönüllü olabilecek insanlar olabilir. bu arkadaşlara gidip niyetimizi anlatırız. buraya dönüş olacağını düşünüyorum onlardan yana. bunun dışında içeriğe dair daha fazla şey söylemek gerekiyor. “farklılık dediğimiz şeyi nasıl yaratacağız?” sorusu önemli. bu genel soruyu lokallere doğruda açmamız gerekiyor(tiyatro, sinema, resim, edebiyat, müzik vb…) bu noktada alanla ilgisi olan arkadaşların yazılı çalışma yapması oldukça besleyici olur. daha önce yazılıp çizilenlere eleştirel bir gözle bakılıp oralardan da görüşler toparlanabilir. alanlardaki arkadaşlar sık sık toplanıp beyin fırtınası yapsalar o da fena olmaz. benden şimdilik bu kadar. çok toparlayamadım ama daha sonra derli toplu bir tekrardan yazarım. bu arada dergi bence bizim içimizde tartıştığımız birşey değil tam tersine eksikliklerine rağmen profesyonel ve insanlarasanatı tartıştaracak bir misyon üstlenmeli.

  6.    Arkadaşlar acaba sitede birkaç yazı mı paylaşsak? Herhangi bir konuda yazı yazmak isteyen ya da önceden yazmış olduğu yazıları burada paylaşmak isteyenler varsa bunları siteye koysak ve üzerine yorumlar, tartışmalar yürütsek nası olur? Hem üzerine konuşacağımız somut bişeyler olur hem de yazı durumumuz nası onu görmüş oluruz. Sinema, tiyatro, edebiyat vs konuda yazmak/tartışmak isteyenler olursa sitede birşeyler başlayalım diye düşündüm… Bilmem nasıl olur? Yoksa henüz erken mi böylesi bi durum için??? Benimkisi sadece bir fikir tabiki.  Tekrar grşmek üzere….

  7. ks alanından bir dergi çıkarma fikrini hasretle kucaklıyorum. İlk elde, belirlediği gündemlere dair dosyalar içeren, güne dair sert ve öfkeli, geleceğe dairse zır neşeli, aylık bir dergi oluşturabiliriz. Öküz, Express vb. örnekleri incelenmeye değer… Önerim, dosya çalışmalarına öncelik vermek, yapılagelen örnekler üzerinde çalışmak ve üretiyorum’a özgü dosya çalışmasını oluşturup geliştirmek olacak; niteliği de genel olarak değil, buradan kurmak gerektiğini düşünüyorum. Bu yönde çalışmak istiyorum, döneceğim…

Cevapla hasret