Zehra'nın sessiz çığlığı slogan olunca

Zehra'nın sessiz çığlığı slogan olunca

14 Haziran

Merhaba!
Üretiyorum için yeni bir kamp “serüveni” alıp başını gitmiştir sanırım. Geç de olsa bir yanından tutmayı çok istiyorum…

Üretiyorum’a hangi sınıf ve gençlik kesimleri katılıyor, katılmalı diye düşünürken; önceki dönem Avrupa Sosyal Formu’na dair hazırlıklar aklıma geldi. O hazırlıklar içinde, daha çok “beyaz yakalılar”ı, “çekirdek işçiler”i hedeflemeye çalışmış; buna göre kimi ürünler çıkarmıştık. Yine aynı hat üzerinden, kampta vb. olması şart değil, ancak üretiyorum çalışmalarında kullanabileceğimiz, kullanmasak da yararlı olabileceğini düşündüğüm bir “proce”den söz edeceğim.

IBM direnişi bitti; ATV-Sabah direnişi, kısa bir “ara”dan sonra yeniden başladı biliyorsunuz. Kentsel dönüşümse kesintisiz tam gaz! Bilişim Dergisi’nin son sayısında, bilişim işçilerinin sendikal örgütlenmesine dair oldukça iyi bir dosya çalışması bulunuyor. Bunların bir araya gelip kaynaşmasından, aşağıdaki “şey” ortaya çıkmakta…

Fikir: “Kentsel dönüşüm”ün temel bir bileşeni olarak İstanbul’da plazaların oluşum-gelişim süreci ile plazalarda çalışan hizmet sektörü işçilerinin oluşum gelişim sürecinin bütünlüğünü, plaza eylemleri (IBM, ATV) ve eylemcilerin değişen bakış açısı temelinde ele almak.

Geliştirme:15-20 metre karelik bir alan; alanın ortasında bir plaza maketi; alanın üç tarafı duvar ya da panolarla çevrili. Maket ile panolar arasında, izleyicilerin gezebileceği kadar boşluk var.

Pano olmayan taraftan bakıldığında;
Soldaki panoda, plazaların yerinden ettikleri işleniyor: Sultanbeyli’de 17 Nisan 2009′da yaşanan bir gecekondu yıkımında, bir babanın (Tuncay Yarap) evinin yıkımını engellemek için 4 aylık kızı Zehra’nın boğazına bıçağı dayadığı fotoğraf, büyük boy (afiş büyüklüğünde) olarak panonun üzerinde yer alır. Fotoğrafın altında, kolayca okunabilecek puntolarla iki yazı yanyana asılır:

Birinci yazı, olayın haberidir:
17 Nisan 2009′da, Sultanbeyli’de, gecekondusunu yıktırmak istemeyen Tuncay Yarap isimli şahıs, 4 aylık bebeği Zehra’yı iki defa rehin aldı.
“Hal’de işçilik yapan Tuncay Yarap isimli şahıs, 4 aylık kızı Zehra’yı iki defa rehin aldı. İlk olayda Yarap, yıkım ekiplerini görünce minik Zehra’nın boğazına bıçak dayayarak ‘Burası için çocuğumu da öldürürüm hapiste de yatarım’ tehdidinde bulundu. Bunun üzerine yıkım ekipleri, gecekondu çevresinden ayrıldı. Öfkeli baba da minik kızını eşine verdi.
Yaklaşık 2 saat sonra yıkım ekiplerinin geleceğini haber alan Tuncay Yarap, tekrar kızı Zehra’yı boğazına bıçak dayayıp rehin aldı. Hal’de işçi olarak çalıştığını ve günlük 10 TL kazandığını söyleyen Yarap, ‘Kiralarımı ödeyemiyordum. Gerekirse çocuklarımı kurban ederim. Minik kızım da evin kurbanı olsun’ olsun diyerek tekrar tehditler savurdu. Olay yerine gelen Sultanbeyli İlçe Emniyet Müdürü Lütfi Koca da, öfkeli kocayı ikna etmek için uzun süre uğraştı. Sonunda ikna edilen Yarap, minik kızı Zehra’yı eşine verdi. Eylemin sona ermesiyle birlikte yıkım ekipleri, gecekondunun bir bölümünü yıktı. Polis otomobiline bindirilen öfkeli koca, gözaltına alındı.
Aslen Muşlu olan ve Diyarbakır’da ikamet eden Yaralp, zorunlu olarak İstanbul’a geldiğini günde 10 liraya hamallık yaptığını, ayda 300 TL’ye geçim savaşı verdiğini belirterek şunları söyledi:
‘Olay günü önce komşularımın evini yıkmışlardı, onları teselli etmek için yanlarına gitmiştim. Sonra benim de evime göz yaşartıcı bomba attıklarını görünce, içeri koştum. Bir anlık öfkeye kapıldım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Kesinlikle çocuğumu öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Çaresizlikten ne yapacağımı bilemedim. Benim hayatım, her şeyim zaten çocuklarım. Bu evi onlar için yapmıştım. Benim yaptığım doğru bir şey olmayabilir. Allah kimseyi evsiz bırakmasın. Çocuklarıma bir bardak süt getirmek için gece gündüz çalıştım. Bu yıkılan evi 10 bin lira borç altına girerek yine çocuklarım için yaptım. Sırf başımızı bir dam altına sokalım istedim. Onları benden daha fazla düşünen, benden daha fazla seven olabilir mi?’” (16 Nisan 2009/Radikal)

İkinci yazı, gecekonduda yaşayan halkı aşağılayan bir köşe yazısıdır:

“Fakirmiş… Gecekonduda yaşıyormuş… Acımıyor muymuşuz kendilerine? Hadi oradan maskaralar! Sizin neyinize acıyacakmışım? Gelip, dere yatağına ev yapıyorsunuz. Sonra da başlıyorsunuz ağlaşmaya: ‘Devlet nerede? Devlet yok mu?’ diye. Devlet mi çağırdı sizi oraya? Devlet mi tahrik etti sizi, dere yatağına ev yapın diye? Fakirmiş.. Yalan… ‘Fakirim’ diyen hokkabazın günlük geliri, devletin genel müdüründen çok daha fazla. Hele, memurunun, öğretmeninin, polisinin, subay astsubayınınkinden üç dört misli. Benim memurum, öğretmenim, polisim, subayım, işe her gün tıraş olmuş, ütülü pantolon temiz gömlekle gidecek. Öbür soytarı, kokuşmuş üst baş. Bir haftalık sakal ve belki de bir hafta hiç çıkarılmadan giyilmiş elbise ile dolaşacak. Hazinenin ya da özel şahsın arazisini işgal edip gecekondu dikecek. Sonra o gecekondular, görevliler tarafından yıkılmak istendiğinde, çatısına çıkacak iki üç yaşındaki bebeyi de kolundan tutup, kurbanlık koyun gibi sallandıracak ve bağıracak: ‘Bu evi yıkarsanız, bu çocuğu öldürürüm’ diye. Öldürür tabii. Çünkü gecekondu, çocuktan daha önemli o pislik için. Geri zekalı sapık için, çocuk yapmaktan kolay ne var? Atar karıyı aşağıya. Çıkar horoz gibi üstüne. Beş dakikada Beşiktaş işi, yeni bir çocuk yapıverir. Ama ev yapmak kolay mı bir daha?… Yok mu bir de ‘fakirik, fukarayık’ ayakları. Ve bunları savunan popülistler yok mu?” (Memduh Bayraktaroğlu, Akşam gazetesi, 9 Kasım ‘95)

Karşıdaki panoda, plazalarda çalışan işçi kesiminin çalışma ve yaşam koşulları, ürettikleri ve kendilerini ifade etmeleri işleniyor: Panoda;
-Pano üzerinde, bir plaza çalışanının fotoğrafı (olabiliyorsa atv grevcilerinden birinin çalışırkenki hali) ve altında adı yazılır; bir ok ve altında “yaşadığı/yaşamak istediği yer” yazılır ve okun sonuna, aşağıdaki Bahçeşehir bölümü konur; bir başka ok ve altına “çalıştığı yer” yazılır, okun sonuna, “…Plaza, ATV” yazılır, atv binasının bir fotoğrafı konulur ve yanına, aşağıdaki çalışma koşulları yazısı, dizi ve yarışma bölümleri yerleştirilir, bir başka ok ve altına “kimdirler” yazılır, okun sonuna, mizah dergilerindeki karitatürler konulur ve herbir karikatürün altına “Değildirler!” yazılır.
-Çevresine tv dizilerinin gazetelerdeki renkli ilanları asılmış bir ekranda (ya da dizüstü bilgisayarda), bir araya gelmiş kadınların bu dizilerden çok etkilenmiş bir şekilde konuşmaları gösterilir;
-tv’de yayınlanan yarışmaların gazete ilanları (ya da bu yarışmaların gazetelerdeki fotoğraflı haberleri), ayrı bir ekranda ya da dizüstü bilgisayarda, işçi ve emekçilerin bu yarışmalara ilişkin, katılmaya ve kazanmaya özlemli konuşmaları, “Atları da vururlar” filminden görüntülerle birlikte kurgulanarak gösterilir (İrfan Erdoğan’ın “TV’de Popüler Yarışma: Modern Gladyatörlerin Kansız Ölümü” yazısı da kullanılabilir);
-Plaza işçilerinin oturdukları, oturmak istedikleri Bahçeşehir gibi uydu kentlere dair fotoğraflarla birlikte, şu iki üç yazı yer alır:

Birinci yazı:
Tehdit: “Hızla gelişen kentleşme süreci ülkemizin önemli sorunlarının başında gelmektedir… Kültürel mirasın yoğun olarak bulunduğu alanlar, gerek eskimeleri ve bakımsız kalmaları, gerekse yoğun olarak denetimsiz bir şekilde iskan edilmeleri ve kullanılmaları nedeniyle toplumun can ve mal güvenliğini tehdit eder duruma gelmiştir. Bu bölgelerde güvenliğin sağlanması özellikle gelişen şehirlerimizde büyük problem teşkil etmektedir.” (Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı)
Çözüm: “Bu düşünceden hareketle, kentlerin merkez alanlarının sağlıklı bir şekilde iskan edilerek şehrin güvenliğini tehdit eden denetimsiz bölgeler olmaktan çıkarıp yenileştirmek ve günümüz gereklerine uygun olarak kullanılabilir hale getirmek amacıyla bu alanları ‘kentsel dönüşüm ve gelişim alanı’ ilan etmek ve bu alanlara uygulama yapmaya imkan vermek gerekliliği ortaya çıkmıştır.” (Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı)
Hangi sınıfın hangi sınıfa karşı “can ve mal güvenliği”? Emek gücünden başka tutunacak, satacak bir şeyi olmayanların; tüm mücadele kazanım ve haklarından özgürleştirilenlerin, emek gücünü bile yeniden üretemez hale getirilenlerin “can ve mal güvenliği” mi? Değil elbette! Tam tersine, kentteki sınıfsal kutuplaşma, sermaye toplumunun, sömüren ve ezen sınıf olan burjuvazinin “can ve mal güvenliğini tehdit eder duruma gelmiştir.”

İkinci yazı:
Bahçeşehir’de oturanlar İstanbul’un en önemli sorunları olarak, gürültü, hava kirliliği, trafik, otopark, çevreyi (yüzde 45.9) ve hızla artan suçlar (gasp, kapkaç, hırsızlık vb.) nedeniyle güvensiz oluşunu (yüzde 16.2), gelir adaletsizliğini (yüzde 8.8), yoksulluğu (yüzde 7.4) ve gecekonduları (yüzde 5.4) görmekteler. İstanbul’un en büyük sorunu olarak gördükleri çevre ve güvenlik, zaten Bahçeşehir’in kuruluşu (çok gelişkin, işlevsel ve yüksek maliyetli bir çevre düzenlemesi ve yüksek güvenlik -etrafı korunaklı yüksek duvarlarla çevrilidir, girişler güvenlik denetimli 4 kapıdan yapılmaktadır, apartman ve villaların özel güvenlik elemanları bulunmaktadır, bir de jandarma karakolu vardır-) ve buraya yerleşimin temel nedenidir. Başlangıçta, kentsel hizmetler yatırımcı firmaların kurduğu bir şirket (Yönaş) tarafından sağlandığından, idari özerklik hakim olmasına karşın, daha sonra kamusal hizmetlerin bedelini ödememek, daha doğrusu bunu duvarların ardında bıraktıkları emekçi kesimlere yüklemek üzere ‘99′da yapılan bir “referandum” ile belde belediyesi (Bahçeşehir Belediyesi) kuruldu.

Üçüncü yazı: (Festivalin fotoğrafıyla birlikte)
“Bahçeşehirlilerin hemfikir olduğu güvenlik konusundaki endişeler festival boyunca anlamsız hale gelmiştir. Bir yanda girişlerde kart ve kamera sistemlerinden bahsedilirken, festival boyunca her gün binlerce kişinin geldiği kontrolsüz bir yere dönüştürülmüştür. Basmaya kıyamadığımız gölet çimleri üzerinde, ‘piknik yapmak ve top oynamak yasaktır’ levhaları altında, dışarıdan gelen yüzlerce kişi piknik yapmakta, çiçek ve ağaçlarımızı talan etmekte, hatta geceleri yatmaktadır. Gölet bölgesindeki kafe ve restoranlara Bahçeşehirlilerin ulaşması imkansız hale gelmiş, üstüne üstlük geçici-gecekondu tarzında buralara alternatif yerler açılmıştır… Ülkemizin örnek gösterilen yerleşim yeri, özenle seçtiğimiz, titizlikle korumaya çalıştığımız Bahçeşehirimiz 10 yıllık yerleşim tarihinde en kirli ve kaos içindeki dönemini yaşamamıza yol açan festivalin tekrar etmemesi için gerekli önlemlerin alınması…” (Bahçeşehirliler Derneği’nin Bahçeşehir Belediyesi’nin düzenlediği 9 günlük Bahar Festivali’nin kaldırılması için belediyeye başvurusundan; 2003)

-Plaza çalışanlarının kendilerini ayırmak, farklı bir kimlik oluşturmak ve diğer emekçi kesimlerini dışlamak üzere kurdukları imgeler, simgeleri verecek şekilde, Leman vb. mizah dergilerinde yayınlanan “Yurdum İnsanı” vb. dizi karikatürler panoda yer alacak.

Sağdaki panoda, plaza işçilerinin sendikalaşma eylemleri işleniyor: Panoda;
-Plaza eylemlerinden fotoğraflar yer alır;
-Bir ekranda, grevdeki ATV işçilerinin eylemleri, çalışma ve yaşam koşulları, ürettikleri, kendilerini ifade etmeleri, başlangıçtaki yabancılaşmışlıkları vb. üzerine yaptıkları konuşmalar gösterilir;
-Fotomontaj: ATV grevcileri ile boğazına babası tarafından bıçak dayanmış Zehra bebeği çeşitli şekilde ilişkilendirecek (IBM, ATV vb. eylem fotoğrafları ile Zehra bebenin, kondusunun vb. fotoğraflarının, sınıfsal toplumsal sorunu ortaya koyma ve aşmanın yolu olarak dayanışmayı imleyen bileşimi) bir fotomontaj.

Maket: Büyük boy, plaza maketidir. Maketin, soldaki panoya bakan yüzünün alt tarafında, Zehra’nın boğazına dayananınkinden bir bıçak, bir taş, bir kiremit, ve birçok oyuncak dozer; sağdaki panoya bakan yüzünde ise, IBM, ATV direnişçilerinin pankartları, küçük boyda yer alacak.

Yorum yaz